Yazar: Muhittin Çiftçi
Müdürün ofisinin hemen dışındaki bekleme odasında, kahverengi deri koltuğun yanında, her zaman aynı dergi dururdu: “Global İş Dünyası” isimli, aylık yayınlanan, ciltli lüks bir dergi. Kapağındaki tarih, neredeyse iki yıl öncesine aitti. Yaprakları sayfaların kenarlarından kararmaya ve yumuşamaya başlamıştı. Bu dergi o odada bekleyen herkesin ilk sığınağı, sonra da bir tür işkence aracına dönüşürdü.
İnsanlar önce onu alıp özensizce çevirir, aynı fotoğraflara, aynı makale başlıklarına bakarlardı. Stajyer Merve, ilk mülakatı için beklerken “Küresel Liderlik” yazısının yanına tırnaklarıyla minik çizikler atmıştı. Terlemiş parmakları, o sayfada soluk bir leke bırakmıştı. Bir hafta sonra, işten çıkarılma konuşması için bekleyen Hakan Bey, aynı dergiyi eline almış ama hiçbir şey okuyamamıştı. Görüşü bulanıktı. Sadece “Finansal Rüzgârları Yönetmek” başlıklı yazının üzerine, kontrolsüzce, küçük, dairesel çizgiler çizmişti kurşun kalemle. Bu çizgiler, onun iç dünyasındaki fırtınanın bir haritasıydı.
Zamanla, derginin bazı sayfaları diğerlerinden daha fazla yıpranmıştı. 54. sayfadaki lüks saat reklamı muhtemelen en çok bakılan sayfaydı. İnsanlar o pırıltılı saate bakarak belki ulaşamayacakları hayalleri, belki de kaybettikleri zamanı düşünüyorlardı. Bir başka sayfada, kenara karalanmış bir telefon numarası vardı. Kim, ne umutla yazmıştı? Hiçbir zaman bilinmeyecekti.
Derginin asıl trajedisi, içeriğinin tamamen anlamsız ama formunun dayanılmaz olmasıydı. İki yıl öncenin piyasa tahminleri, bugün için bir hiçti. Ama o sayfalar üzerine düşen her bakışı, her endişeyi, her umudu emiyor ve saklıyordu. O, sadece bir dergi değil, bir duygular mezarlığıydı. Bekleme odasına giren herkes, kendi korkusunu veya heyecanını, bir öncekinin bıraktığı izlerin üzerine ekliyordu. Dergi giderek kalınlaşıyor, ağırlaşıyordu. Fiziksel olarak değil ama taşıdığı duygusal yükle.
Bir gün, temizlik görevlisi dergiyi atıp yerine yenisini koydu. Oda aniden sterilleşti, yabancılaştı. Yeni dergi parlaktı, kokuyordu ama ruhsuzdu. Eski dergi giderken içinde biriktirdiği o küçük, insani çırpınışlar da gitmişti. Ve bekleme odası bir daha asla aynı sıcaklıkta, aynı hüzünlü tanışıklıkta olmadı…
