1970, İzmir doğumludur kendileri. Anne baba Öğretmen tabii. Gezmiştir onlarla Amasya, Burdur. Kardeşi Işıl dünyasına girince iki kız oyunlarda bulmuşlardır kendilerini, sonra da şiirlerinde tekrar bulacaktır kendini. Kaybetmiştir on dördünde annesini, soğuk taşlı bir mermere bırakmıştır tüm hayallerini. Babasını iki kez kaybetmiştir, babası tekrar evlilik yapınca. O da evlenmiştir on dokuzunda, dört sene sonra evlendiği evini de bırakmıştır. Bununla birlikte İzmir’i de bırakıp İstanbul’a gelmiştir.
Avukat olmuştur, yarım bıraktığı üniversitesini bitirerek. Eczacılar odası avukatlığı ve ikinci kez evlilik… Bir eş, bir çocuk mutludur. Çocuğunun adı tıpkı annesi gibi Füsun’dur. Tasavvuf onu bulmuş, o da şiirleri bulmuştur. Bir anne acısına eklenmiştir çocukluk anıları. Kadınlığın 80 darbesinde ezildiği çocukluğunun en kötü anları. Hüzne ve özleme hoş geldiniz bayım. Yalnız şiir onu bulmamıştır. Tıpkı annesi gibi kanser yakasından tutmuş bir sene ve sonra bırakmıştır mezara. Sene 2011’dir. Hüzün yağmıştır ikinci eşi Timur Bey ve sevenlerinin üzerine. Göçüp gitmiştir bu dünyadan. İkametgâh adresini veriyorum; Edirnekapı Mezarlığı.
İkinci şiir akımı, yakındır şiirlerine fakat soyutluktan çok gerçekçidir. Biraz da dizelerinde karşılaşalım Didem Hanımla. Biraz da onlar anlatsın…
Annemle ilgili hatırladığım en eski şey,
Onun güzel ve hüzünlü bir kadın olduğudur.
Annem ne zaman güzel bir kadın olsa,
Hüzünlüydü de.
Annem Ne zaman hüzünlü olsa,
Güzel bir kadındı da.
Annesi üzerinden kendisinin ve kadınların yaşadıkları hüzünleri bize yaşatmıştır. Derin bir ironi vardır. Dizelerde zaten yaşıyorum o kaybolmuşluğunu ve maalesef acılarla kıvama geliyor hayat hamuru. Ne kadar çok yoğurursak o kadar güzel oluyor. Devam edelim bakalım, neler bulacağız? Hadi!

İlk Şiir kitabı olan Grapon Kâğıdı; çocukluğumuzda yapıştırarak veya şekil vererek oynadığımız, çok renkli parlak kağıtlardan almıştır adını. Annesini ve çocukluğunu buna benzetmiştir. Tıpkı güzel şeylerin tüm ışıltısına ve renklerine rağmen çabucak kaybolması gibi. Çok konuştum, şiir gelsin.
Ben hayatı bir sahaf dükkanında bıraktım gittim.
İçinde annemin ve babamın genç olduğu,
İçinde kendimin genç olduğu eski bir sahaf dükkanında.
Şimdi başka bir hikâye de yaşıyorum.
Annemin öldüğü hikâye de.
Ah’lar ağacı acayiptir. Dizelerde kayboluyorum. Tasavvufun izlerine rastlıyorum. Kendi içinde yaratanı bulmaya çalışmasını. Her ah bir günah gibi düşünürsek. Zeytin ağacının üzerinden ne güzel anlatmış.
Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah…dedim sonra
Ah!
Bakın, bir tasavvufi yaklaşım daha size. Kendini, hayatı, ölümü ve yok oluşu ne güzel de anlatmış. Kelimeleri incitmeden ince belinden, dansçı edasıyla gözümüzün önünde dans ettirmiyor mu? Yakın zamana kadar bildiğimiz koca koca isimler parmak sallamışlardır. ‘’KADIN ŞİİR YAZMAZ. KADINA ŞİİR YAZILIR.’’ diye. Halt etmişler.
Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah…dedim sonra,
Ah!

Tabii annesinin ölümü ve muhtemelen genç yaşında yapılan, uzun sürmemesinden anlaşılan kötü bir evliliğin sonuçları gibi bu dizeler. Çarpıcı ironiler sürüklemiyor mu sizi de? Her okuduğunuzda yeni bir anlam yüklemek düşüncelerinizin hamamlarına, sanki şikâyet edecekler de yükü bırakacaklar. Bir gün korkuyorum. Şair oluruz da bilmem ne edebiyat mezunu ya da Türkçe öğretmeni der bana ”Teknik bayım, teknik.” Hiçbir edebi değeri yok duygunun. Yazmalıydın tüm Türkçe kurallarına uyarak ve birbirinin aynı cümlelerden sıkılıp küsülene kadar şiiri, uğraşsaydın. Seni okuyacak bir avuç insana da göz koyarlar. İçimi döktüm. Şairimize dönelim tekrar. Bakın ne demiş, çiçekli perdelerin ardından ve bodrum katından.
Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak.’
Pippi Uzun çorap
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!
Didem Madak okuma isteği uyandırdıysam eğer, ne mutlu bana. Kalın sağlıcakla…

