Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Gizemli Kadın 2

Yazar Perihan KOÇYİĞİT   

Gizemli Kadın (2. Kısım)

Dışarıdan bir dal kırılma sesi geldi. Steve hemen pencereye yöneldi. Gece masmavi gökyüzünden ay ışığı bir kandil gibi parlıyordu. Ormanın derinliklerinden siyah takım elbiseli, sıcak havaya rağmen paltolu adamların yaklaştığını gördü. Bu adamlar Venezuela’nın yerlisi değildi; bunlar soğuk savaşın, casusluk oyunlarının gölgeleriydi.

“Ursule! Maria’yı al ve mahzene gir!” diye bağırdı Steve. Yabancı kadın, belindeki sargıların altından küçük, metalik bir cihaz çıkardı. “Vaktimiz kalmadı. Eğer hayatta kalmak istiyorsan bana güvenmek zorundasın. Ben Anabel değilim. Anabel, uçakta ölen kadındı. Ben onun bitiremediği görevi devralmaya gelen kişiyim.”  Steve, karşısındaki bu gizemli kadının aslında en büyük düşmanı mı yoksa tek kurtuluşu mu olduğunu bilmiyordu. Ama Maria’nın güvenliği için ona inanmaktan başka çaresi yoktu. “Tamam şimdi zamanı değil gidelim.” dedi Steve tüfeğini omzuna asarak. “Ama eğer yalan söylüyorsan o maden yatağı ikimize de mezar olur.” Kadın hafifçe gülümsedi. Bu, ölümle dans eden birinin gülümsemesiydi. “Merkez, Thomas ve Michael’ın ölüp ölmediğini tam olarak henüz bilmiyor. Bırak öyle bilsinler. Bizim oyunumuz asıl şimdi başlıyor.” Sabah sis henüz dağılmadan Steve, kadını mutfakta harita incelerken buldu. Kadın, Ursule’nin verdiği eski elbiselerin içinde bile asil ama tehlikeli duruyordu. “Kasabaya gitmem gerek demiştin.” dedi kadın. “Eğer mahkemen varsa beni de yanında götürmelisin. Ama ana yoldan değil, eski maden yatağından.”

Steve, kadını çiftlikte bırakmanın tehlikeli olduğunu bilse de dikkat çekmemek için kendi kurduğu planına sadık kaldı, ona “Hayır.” dedi. Ancak kasaba meydanına vardığında havadaki gerginliği hissetti. Mahkeme salonuna girdiğinde her zamanki yargıcın yerinde soğuk bakışlı, yabancı bir adamın oturduğunu gördü. Steve, sıradan bir arazi davası için oradayken savcı kürsüsündeki adam aniden dosyayı kapatıp doğrudan Steve’in gözlerinin içine baktı. “Bay Steve, dün gece çiftliğinize sığınan kadını ve elindeki belgeleri bize teslim ederseniz kızınız Maria ve kız kardeşiniz Ursule’nin akşama sağ çıkmasını garanti edebiliriz.” Steve o an anladı; mahkeme bir tuzaktı. Tam o sırada salonun en arkasında, şapkasını yüzüne indirmiş bir figür ayağa kalktı. Bu, gizlice Steve’i takip eden gizemli kadındı. Kadın, ceketinin altından çıkardığı sis bombasını mahkemenin ortasına fırlatırken bağırdı. “Steve, dışarı çık! Maria tehlikede, çiftliğe dönmeliyiz!” Kaosun ortasında kamyona koştular. Steve, kadının elindeki haritada karısının hayatı pahasına sakladığı o korkunç laboratuvarın koordinatlarını gördü. Çiftliğe giden ana yolun kesildiğini anlayınca kamyoneti sık bitki örtüsünün içine sürdü. İlerledikçe ağaçların arasına gizlenmiş beton blokları fark ettiler ama çetenin her yerde olduğunu anlamışlardı. “Ana yoldan değil, eski maden yatağından gidelim.” dedi kadın.

Maden yatağının rutubetli ve karanlık tünelleri, sadece yer altındaki damarları değil, Steve’in hayatını bir yalan üzerine kuran o büyük komployu da saklıyordu. Dışarıda “Kırık Kanat” operasyonunun adamları ormanı didik didik ederken Steve ve adını hâlâ tam olarak bilmediği gizemli kadın meşalelerin titrek ışığında ilerliyorlardı. Eski maden yatağının karanlık tünellerine daldılar. Tünelin dar bir boğazında kadın aniden durdu ve duvarın içine gizlenmiş paslı bir demir kapağı açtı. Steve nefesini tuttu. “Burası, burası babamın eski madeni. Burayı kim, ne zaman bu hâle getirdi?” dedi. İçeride tozlanmış telsiz cihazları ve üzerinde “Proje: Cennet Bahçesi” yazan dosyalar vardı. Steve, karısının bir laboratuvar önlüğüyle Thomas Anderson ile yan yana güldüğü fotoğrafı görünce dizlerinin üzerine çöktü. Burası o lanetli deneylerin merkeziydi. İçeri girdiklerinde duvarın üzerinde Steve’in kanını donduran o detay vardı. Karısının el yazısıyla yazılmış bir not. “Geleceği kurtarmak için geçmişi yakmalıyım.” Kadın, masanın gizli bölmesinden bir anahtar ve küçük bir kutu çıkardı. “Karın bir hemşire değildi Steve. O, insan iradesini devre dışı bırakan bir serumun baş kimyageriydi. Thomas ve Michael bu serumu pazarlamak isteyen casuslardı. Karın uçağı sabote etti, kendisiyle birlikte projeyi de gömmek istedi. Ama bir şeyi unuttu. Formülün yarısı onun zihnindeydi, diğer yarısı ise Maria’ya bıraktığı o kolyenin içindeki mikrofilmde.” Tam o sırada madende bir patlama yankılandı. Kadın, Steve’i sarstı. “Kendine gel! Maria ve Ursule tehlikede! Kızının neden yaşaması gerektiğini kanıtlama vakti!”

Madenin sonundaki şelale, gürültüsüyle tüm sırları yutmaya hazırdı. Steve ve gizemli kadın, suyun serinliğinden süzülerek çiftliğe vardıklarında, ormanın sessizliği yerini motor seslerine ve sert bot tıkırtılarına bırakmıştı. “Kırık Kanat” çetesi çiftliği kuşatmıştı. Steve, samanlıkta Maria’nın korku dolu nefesini hissedebiliyordu. Gizemli kadınla birbirlerine son kez baktılar, kelimelere gerek yoktu. Çetenin adamları Ursule ve Maria’yı samanlığın önüne dizmişti. Liderleri olan o soğuk bakışlı adam, Maria’nın boynundaki kolyeye uzanırken Steve elindeki tüfeğiyle çalılıkların arasından ön kapıya doğru bir yem olarak fırladı. “Bırak onları!”

Elena bir gölge gibi ahırın arkasından dolandı. “Ben buradayım!” diye bağırdı. Steve “Aradığınız şey bende!” diye bağırdı. Lider, kolyeyi isterken Steve acı bir gülümsemeyle cevap verdi. “Karım o gücü bu topraklara gömmek için canını verdi. Ben de aynısını yapacağım!” Tam o sırada gizemli kadın işaret fişeğini ateşledi ve çiftliğin altına yerleştirilmiş olan dinamitler patlatıldı. Kaosun içinde çete üyeleri etkisiz hâle getirildi. Çatışma dindiğinde Steve, Maria’nın boynundaki kolyeyi yavaşça çıkardı. İçinden çıkan mikrofilm ay ışığında uğursuzca parlıyordu. Gizemli kadının sesi titreyerek, “Bu film milyonlarca insanı köleleştirebilir.” dedi. Steve, kolyeyi ve filmi yakındaki gaz lambasının içine bıraktı. Alevler maviye büründü ve her şey kül oldu.

Sabahın ilk ışıkları Venezuela dağlarını aydınlatırken Steve karısının laboratuvarını ve tüm belgeleri ateşe verdi. Steve, Maria, Ursule ve gizemli kadın eski bir kamyonete bindiler. Arkalarında yanan bir geçmiş bırakıyorlardı. Steve dikiz aynasından yanan eve baktı. Maria babasının elini tutup sordu. “Baba, şimdi nereye gidiyoruz?”  Steve, artık bir suç ortağından çok daha fazlası olan gizemli kadına baktı. Gizemli kadın hafifçe gülümsedi. “Güneye, Maria.” dedi Steve. “Kimsenin bizi bulamayacağı, annenin gökyüzünden bizi izlerken gülümseyeceği bir yere. Yeni isimlerimiz, yeni hayatlarımız olacak.”  Kamyonet tozlu yolda ilerlerken radyo ajansları hâlâ “Anabel”i konuşuyordu. Steve, kadının elini sıktı. “Adını hâlâ söylemedin.” Kadın hafifçe gülümsedi. “Sadece bir dost de Steve. Tıpkı karın gibi.”

17 Temmuz 1945, Venezuela tarihinde bir kaza olarak kalacaktı; ama Steve ve ailesi için bu, küllerinden doğuşun hikâyesiydi.

Yazının 1. bölümünü okumak için tıklayınız.

 

İlgili Haberler

Orta Çağ Avrupa’sı Hakkında Gerçekler

okuryazarkitaplar

Kalabalık Yalnızlık

KÜBRA ÇAKAR

Artık Kelimelerin de Bir Müzesi Var

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...