
Kapının sesi eşliğinde uyandım. Hiç ayağa kalkasım yoktu ama ses bir türlü kesilmek bilmeksizin geliyordu. Uykulu gözlerimle önce tavana, sonra duvarlara baktım. Aslında uykulu olduğum söylenemezdi; sadece yorgundum. Üzerimde hayatımın tümünün yorgunluğu vardı.
Aniden gözlerim tavanımdaki sararmış, nemi içerisine çekerek çürümüş tahtaya takıldı. Düşünemiyordum doğrusu, sadece bakınmakla yetiniyordum. Yıllarca aynı yatakta yatmış, aynı evde yaşamıştım ama yukardaki o leke ilk kez gözüme çarpmıştı. Tamir etmek aklımın ucundan bile geçmemiş, her yağmur yağdığında gözüme düşen damlanın nemliliği ile uyanmış ancak çok da takmamıştım. Gerçi şu an bile çok da umursamıyordum, istediğim tek şey kahrolası kapı sesine sebep olan kişinin hemen bu huyundan vazgeçmesi ve gitmesiydi. Ancak adam durmadan şiddetle kapıyı yumrukluyordu. “Komşulardır” deyip geçiştirdim ama ses kesilmek bilmiyordu.
Yatakta yön döndüm, odama, etrafıma baktım. Gerçi değişen bir şey yoktu. Çocukluğumdan beri odam aynıydı. İlk okul çağlarımda yapmış olduğum resimler, dolapların üzerinde duran fil figürleri, zamanında sayfalarını ezbere bildiğim dergilerim, hevesle başlayıp sonunu getiremediğim koleksiyon parçaları, yere atılan ve yıkanmalarını sabırsızlıkla bekleyen kirli çamaşırlarım, sigara izmaritleri… Hepsi oradaydı.
Basket topumu görünce aniden bakışlarım onda takılı kaldı. Aklıma lisedeyken yaptığım maçlar geldi. Basketi önce okulda oynar, eve gelir gelmez de mahalledeki çocuklarla oynardım. Sabah akşam fark etmeksizin tüm saatlerimi ona ayırırdım. Şehir ikinciliğini kazanmışlığım bile vardı. Bu hatıralar yüzümde küçük bir gülümsemeye sebep olmuştu. O zamanlar ne kadar mutlu olduğumu düşündüm. Gerçi mutluluğun ne olduğunu anlamadığım zamanlardı. Aslında sorsan şimdi bile mutluluğun ne olduğunu bırak, kim olduğunu bile bilmiyorum.
Lanet olası kapı hala çalıyordu. Ne kadar inatçı kişi diye düşünürken kendimi yataktan irkilmiş vaziyette buldum. Tüm kaslarım ağrıyor, kemiklerim artık iflas ediyordu. Önce gözlerimi sıkıca kapatıp açtım, kulak çınlamam başlamak üzereydi.
Ellerimi, ayaklarımı öne doğru doğrultup biraz gerinmeye çalıştım. Derimin rengine, tırnaklarımın sararmışlığına, elimdeki kırışıklığa dikkatlice baktım. Tam yanı başımda hiç kullanmadığım ancak atmayı aklımın ucundan bile geçirmediğim ayna vardı. Yüzümü görmek için elim ona uzandı ancak bir tarafım da bunu yapmak istemiyordu. O yüzden vazgeçtim.
Pijamalarıma baktım. “Kaç yıldır aynısını giyiyorsun?” diye sordum kendime ama cevabını bilmiyordum. Ayağa kalkmak için önce ayaklarımın yere bastığından emin oldum, sonra bir elimle yataktan destek alarak kalkmak istedim ama her sabah olduğu gibi başaramadım. Geri oturdum, bu defa hem bir elimle destek aldım hem de diğer elimle başucumdaki pencereden yapıştım. Ve bu sefer gerçekten de oldu. “Yaşlılık böyle bir şeymiş.” diye teselli ettim kendimi. Ayağa kalkmışken pencereden boylandım. Perdem yoktu o yüzden her gece kapatmakla, her sabah açmakla hiç uğraştığım olmamıştı. Gençliğimde aynı pencerenin önünde saatler geçirir, komşularımın perdeleri arkasında nasıl eğlendiklerini gölgelerinden görürdüm. Hep birilerinin misafiri olurdu o yüzden hiç kahkahaları kesilmezdi. Ancak içeride neler olduğunu göremezdim. Sabah olunca evinde mutluluk olan komşuma gider, merakımı defetmeye çalışırdım. Fakat hiçbir zaman istediğim tipte şeyler söylemez, sıradan bir gece olduğundan bahseder, beni geçiştirmekle meşgul olurlardı.
– Ah, kahrolası kapı… Neredeyse kulaklarımı keseceğim.
Yavaş adımlarla odadan çıktım, odamın hemen yanında olan mutfağa doğru yöneldim. Mutfak evimin diğer köşelerinden asla fark edilmezdi. Aynı düzende aynı dağınıklıkta. Yıkanmayı bekleyen bulaşıklar, akşamdan kalan dağınık masa, yemek lekeleriyle dolu olan masa örtüsü hepsi bir olmuş, onlarla ilgilenmemi istermişçesine bana bakıyorlardı. Gerçi hiç hevesim yoktu. Ancak baya susamıştım. Masaya yaklaşıp bardak aldım, musluğa doğru yöneldim. Bulaşıkları biraz itip bardağı musluğun altına tuttum. Sular kesikti. İçimden “Yine mi ya” diye düşündüm. Elimdekini bulaşıkların içine fırlattım. Mutfağın kapısına doğru yöneldim, çıkarken aniden kolum geri çekildi. Kafamı döndürüp baktığımda pijamamın kolunun kapının koluna iliştiğini gördüm. Oldukça sinir bozucu bir durumdu ancak her gün defalarca aynı olayı yaşıyordum. Pijamamın kolunu çekip çıkardım fakat bu kez de dönerken kafamı kapıya çarptım. Adamın kapı arkasında hâlâ direndiğini duyunca ikinci kez kafamı kapıya ben vurdum.
Koridora çıkıp zeminin gıcırtısı eşliğinde banyoya gittim. Belki duş almak kas ağrılarıma iyi gelir diye düşündüm. Söylememe gerek yok tabii, banyom berbat durumda. Üzerimdekileri çıkarmaya başladım, hiç soyunasım yoktu ancak ağrım dayanılmaz hâle gelmeye başlıyordu.
Devamı geliyor…

1 Yorum
Kaleminize sağlık 📚