Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Zoraki Dikişler 2. Bölüm

Hatice Kübra KÖMÜR

…Sonra, sonra işte annem de o her gün askıya takılan kravat gibi duvarda bir fotoğraf olarak yerini aldı. Doktorlara sorsanız kalpmiş. Bana sorarsanız annem sevgisizlikten öldü. Annemin gidişiyle benim de renklerim gitti. Bir günde büyümüştüm ve bir günde bütün çiçeklerim solmuştu. Hayatımın bütün umutlarını annemle birlikte toprak altında bırakmıştım. Bir tohum eker gibi koymuştum annemi toprağa.

Benim bahçemde açan en güzel servi, gölgesine sığınıp acılarımın ilk yakıcılığını atlattığım bir çınar ağacıydı. Şimdi ise başka bir toprakta tekrar yeşerecekti. Ondan sonra ne yeşil çam filmi izlemiş ne bir çiçek ekmiştim. Tabii bir de eskisi gibi yazamam var. Halbuki hayatımın arka fonunda annemin en sevdiği şarkılar çalardı. Bilirdim de susardım. Ama arkadan bir fısıltı şeklinde Belkıs Abla’nın sesi yükselirdi “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım…” Ondandır artık bağırtılı şarkılar dinlerim. Anca onlar susturur annemin hatırasını.

Ben kocaman herif oldum ama hâlâ annemin hatıralarıyla yüzleşecek cesareti bulamadım. Aklıma geldikçe çaresiz bir çocuğa dönerim. Çocukluğumun başı bükülür. Babamla olan ilişkim; kavgalı günler, pasif agresif ergenlik ve “Ben senin gibi bir adam olmayacağım.” deyip evi terk edişimle sonlanan bir baba oğul hikâyesi olarak belleğimde yerini aldı. Onun gibi olmayı reddedip annemin yolundan gittiğimi sandığım bir yolculuğun aptal mutluluğuyla başka şehirler, başka okullar denedim. Halbuki annem olacağım derken niteliksiz herifin teki olmuştum. Ben babam olmuştum. Pardon, onun en azından elinde bir mesleği vardı. Benimse başarısızlıkla dolu girişimlerim.

Geçmiş, kocaman bir karadelikti. Şimdi fark ediyorum da ben annemi çok özledim. Onun dizinin dibini, güven dolu sığınağımı yani. Keşke şimdi gitsem, otursam dizinin dibine. “Anne ben beceriksiz herifin teki oldum. Ne yapacağım ben?” desem. O da büyük bir ihtimalle sıcacık gülümser saçlarımı okşardı. “Ege her zaman çarşaf gibi olmaz ki oğlum. İllaki hırçın dalgaları çarpar kıyıya. Hem sen dur bakayım ben bi çay koyayım, çayın hâlledemeyeceği hiçbir şey yoktur.” derdi. Öyle de olurdu. Çay demini alır, biz de birbirimize merhem olurduk, konuşmadan. Annemin narin, incitmeden kurduğu iletişimiydi bu. Ne de iyi gelir bana. Yani şu an olsa, iyi gelirdi. Hani şair diyor ya: “Sizin hiç babanız öldü mü? benim bir kere öldü, kör oldum.” Acaba o şairin hiç annesi ölmüş müydü? Benimki öldü de ondan merak ediyorum. Kafamı iki yana salladım hızlıca. Kimse görmeden benden izinsiz gözümden akan yaşları sildim. Bir miktar parayı masaya bırakıp oradan çıktım. Bu sefer nereye gideceğini iyi bilen birkaç adım atıyordum. İskeleye gidiyordum.

Bir bilet alacaktım karşıya, annemin doğup büyüdüğü ve âşık olduğu bu şehrin denizinde onu anacaktım. Aslında şimdiden çocukluğuma bir deniz yolculuğu düzenleyecektim. Biraz annemi, biraz salça tenekesindeki çiçekleri, bir de o zaman yazdıklarımı düşünecektim. Kim bilir belki bir gün bu manzarada sırıtmaz hâle gelirdim. Sonuçta ben Afife Hanım’ın Ege’siydim. Annemin yegâne aşkına kendimi yamayabilirdim, belki. Zoraki dikişlerle İzmir’e. O zaman kalemim de benim sözümü dinlerdi, kim bilir. “Hadi bakalım hayırsız, iki çiziktirelim.” derdi. Ben de annemi yazardım. Ama önce bi’ çay koyardım. Çay demini alır, çocukluğum yanı başıma oturur, pencereme teneke kutuda bir çiçek konuşlanırdı. Afife Hanım’ın İzmir’inde.

İlgili Haberler

Akmayan Gözyaşı

okuryazarkitaplar

“Çamur” Kelimesinin Etimolojisi

okuryazarkitaplar

İstiklâl Marşı

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...