Günümüzde hala bir çözüm bulunamamış sorunlardan biri olan kadın erkek eşitliği şimdiye kadar birçok açıdan ele alınmıştır. Fikirlerini önemsediğim düşünürlerden biri olan biyolog ve sinirbilim uzmanı Sinan Canan’dan bir bölüm sunmak istiyorum size. Kadın erkek eşitliği ile ilgili yöneltilen bir soru üzerine röportajında şöyle diyordu:
İki tane cinsiyet vardır. Biri erkek biri kadındır. Tabiatta ki her şeyde olduğu gibi bu ikilik de fazla belirsiz ve uzantılı bölümler içerir. Yani herkes yüzde yüz erkek ve yüzde yüz kadın değildir. Fakat bizim zihnimizin algılama kategorisi açısından sadece iki cinsiyet ve buna bağlı olarak da iki farklı cinsiyet rolü mevcuttur. Zamanla ve toplumlara ve farklı kültürlere göre de şekillenmiştir bu roller.
Kadın erkek eşitliğinden önce insan olarak ele aldığımızda bu mevzuyu aynı cins de dahil eşit değiliz. Mesela 100 metreyi koşma hızımıza göre hayattaki başarımız belirlendiğin de koşamadığım için bana eziyet olurken nörobilim de ki bilgimize göre hayatta kaynakları paylaşacak olsak bu bilgiye sahip olmayana eziyet olur. Dolayısıyla farklı yaşamlarımız gereği iki insan bile birbirine eşit olamazken iki farklı muhayyel grubun birbirine eşitliğini sağlamak gibi bir zorunluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. Bu da modern zamanların getirdiği bir şey. Bu hayatta hiçbir şey eşit değildir. Eşitlik tabiattaki en büyük zulümdür ve insan icadıdır eşitleme hikayesi. Çünkü denge algımız mekanik bir denge ile ilgili ve diyoruz ki mesela kadınlar ve erkekler bütün işlerde aynı oranlarda paylaşım yapmalı. Mesela kanalizasyon işçilerini de 50 kadınlardan seçelim, duvar ustalarını da her türlü ağır fiziksel İş isteyen bütün kısımları da masaya koyalım aşikâr ki burada absürt bir şey söylediğimiz hemen ortaya çıkıyor. Ve bu konunun dünyada kadın erkek eşitliğinde mesafe almış hakikaten toplumsal cinsiyet sorunu yaşamayan ülkelere bakıyorsun birçok meslek ki bu meslekler eril ve dişil meslekler olarak bilinir. Doktorluk falan gibi alanların dışında mühendislik, hemşirelik daha dişil bir alandır mühendislik daha Eril bir alan olarak adlandırılır. Öncelikle olaya biyolojik bakmak gerekir. Şimdi insan çeşitliliği biyolojik ve antropolojik açıdan bakarsan insanın bu dünyada baskın organizma olmasının en büyük sebebidir. Bizi süper organizma yapan en önemli özelliğimiz benzersiz özelliklerle donatılmış bireylerin ortak amaçlarla bir araya gelerek tamamlayıcı birliktelikler oluşturabilmesi ile ilgilidir. Bu tamamlayıcı birliktelik için birilerinin bir şeylerinin fazla öbürlerinin bir şeylerinin az olması lazım ki hani lego parçalarının oturduğu gibi bu insanlar bir araya gelince bir birliktelik kurabilsinler. Eğitim eğer hepimiz üstünde %100 başarılı olsaydı hepimiz Profesör olacaktık ve dünyadaki bütün insanlar Profesör olsa herkes aç kalır hiçbir üretim olmaz. Bizler teorik insanlarız, kadın ve erkek meselesinde işte ya da cinsiyetler meselesinde biz hep konuya iki tane özdeş öbek olarak bakma ilmindeyiz. Fakat bunlar birlikte evrimleşmiş biz onu bütün olarak kadın erkek olarak ele alıyoruz. Hatta kadının versiyon olarak daha üstün olduğunu görüyorsunuz ama günümüz modern dünyasında bu kabul görmez. Hemen hemen doğal koşullarla hiç ilişkimiz olmayan bir yerde kavga tam olarak burada başlıyor. Yaşadığımız yanlışın içerisinde doğruyu bulmaya çalışmak kadar boş bir durum. Günümüzde içinde bulunduğumuz çevre her değiştiğinde kültür bambaşka bir hal alıyor. Kadın ve erkek rolünde bambaşka bir toplumsal doku görebiliyorsunuz. Dolaysıyla Türkiye’nin geneli için bir şey söylemek çok zor ama kadının özellikle de seküler ve hani daha modern daha yeni kabul edilebilen toplumsal örgülerde Türkiye’nin en az geri kalanı kadar yerinden edildiğini ve maalesef istismar edildiğini çok açık görebilirsiniz. Kadın bedeni, kadın fikri, kadın nezaketi, kadın şefkati tam bir istismar konusu haline gelmiş vaziyette. Onun yerine işte şimdi erkeklerdeki maskülenlik azaldı, erkekleri daha yumuşak, kadınları daha sert istiyoruz mesela hiçbir şeyden memnun olmuyoruz. Onların orijinal hallerinin, maskülen tarafın testosteronun niye böyle olduğunu, östrojenin kadınlar için neden önemli olduğunu anlayamadık sonra biz bu kavgaları yapıp gidiyoruz. Türkiye’nin durumu çok farklı bunlarla hiç ilgimiz yok bizim lokal olarak bu bulunduğumuz küçük coğrafyada küçük toplulukta bize ne dendi ise biz ona göre yapıyoruz. Analar erkek çocuklarını doğuramıyor doğursa da göbek bağını kesemiyor 5-6 yaşına kadar kadınlar bambaşka bir alaka kuruyorlar, annelerinden ne gördüyse onunla erkeklere ve dünyanın geri kalanına davranmaya çalışıyorlar. Kadın erkek diye bir mevzuyu bilinçli olarak düşünmemiş milyonlarca insanla beraber yaşıyoruz. Enstitülerini kurdular insanlarını yetiştirdiler çözümlerini buldular topluma sundular kendilerince.
Kuzey Avrupa ülkelerinde gördüğü gibi bu sorunu temel oranda çözdüler %100 değil ama belli bir oranda hallettiler. Biz de aynı sorunun farkında değiliz Salt olarak medya zihnimizi şekillendiriyor ve bu belki de ben geri takip edebildiğim kadarıyla 40 yılını falan hatırlıyorum ama 60 70 yıldan bu tarafa Medya bizim bütün zihnimizi şekillendiriyor bir şey çok tekrar edildiği zaman insana daha doğru geliyor. Mesela böyle bir psikolojik yanlılığı var bilişsel kolaylık dediğimiz bir kestirme var, birisi çıkıp da bilimsel görünen bir cümle kurduğunda onu hemen doğru algılama eğilimim var işte çok tekrarlanan doğru algılıyoruz çok kişinin söylediği bize doğruymuş gibi geliyor çok kişinin yaptığı doğru geliyor ve medya Aslında bize sık sık belli seçilmiş şeyleri göstererek ya da belli konular üzerinde bizi meşgul ederek toplumsal normlarımızı çok hızlı değiştiriyor. Eskiden bu bazen haftalar aylar sürerdi şimdi dakikalık. Gerçek doğası nedir diye sormaya başlayan hem kişisel düzeyde, hem ailevi düzeyde yani mikro çevre düzeyinde hem de toplumsal düzeyde hakikaten refaha böyle ulşılır. Biz kadın ve erkeği literal anlamda eşitlemeye çalıştıkça çamurda patinaj yapmaya devam edecek üstümüz başımız da bugün olduğu gibi batacak. Artık bunu yapmaya çalışmaktan vazgeçilmeli. Siz eşitlemeye uğraştıkça arada ki uçurum daha derin bir hal alacaktır. ‘’

Özetle her eşitleme çabası insanlığa adaletten çok haksızlıkların önünü açacaktır. Biz çabaladıkça bu kadın erkek arasındaki uçurum büyüyeceğe benziyor. Yani hiç çabalamayalım mı? Elbette bu da mümkün olmuyor böyle bir yanımızda var kabul etmeliyiz ki. O halde kimseyi ötekileştirmeden gerçek anlamda ihtiyaca göre bir yol çizilmeli bence. Önce bu bilgi verilmeli insanlığa, gerisi gelir sonrasında diye düşünüyorum. SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR YORUMLARA BEKLİYORUM.

