Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşet

Şizofren Ve Gece

Ali İriş


Pencereyi açtığında, şimdi odanın tek hareketliliği artık giderek sararmaya yüz tutmuş, beyaz dantelden çiçek desenli
perdesiydi. Rüzgâr arada bir odasına selam veriyordu. Maksadı, perdenin cazibeli sallantısına ortak olup münasebetsiz bir dans tutturmak gibiydi. Masasının üzerindeki belli belirsiz yazdığı şiirlere takıldı gözleri. Bunlar, hep bir hayalden sonra düşerdi mürekkebin damlalarından kâğıtlara. Kaleminin yaladığı her sayfa bir başka hikâye bir başka acı ve bir başka geceden ibaretti. Yalnız yaşamanın keyifli dakikaları sadece burada hoşuna gidiyordu. Bu küçük oda, onun dünyasıydı. Bu dünyayı daha fazla yaşamak için sürekli yalnız kalmayı tercih ediyordu. Onu bu dünyaya bağlayan şey, aslında gerçek dünyada görmediği yokluklardan ibaretti. Neyi yaşamaktan eksik kaldıysa masasında duran eski bir deftere bir mürekkep dolusu kusmak ile idame ettiriyordu.


“Bana zarar veren her şeyden adım adım uzaklaşmak, kendime daha yakınlaştığım zamanlar armağan ediyor,” diye
düşünüyordu. Artık daha bencilce düşünmeyi, kendisi için bir şeyler yaparak şımartılma duygusunu tatmayı başarıyordu. Kendisine duyduğu hadsiz bolluktaki sevgi seli egosunu besliyor ve kendini olduğundan daha değerli hissetmesini sağlıyordu. Kurduğu hayallerde, bazen bir çocuk oluyor deli gibi coşkuyu aşılıyordu damarlarına. Bazen bir kadın oluyor havalı bir endam veriyordu cazibesine. Bazen azılı bir katil oluyor, gaddar ve kana susamış gibi saldırıyordu tüm geçmişine. Bazen de bir anne oluyor, şefkat ile sarılıyordu geleceğine. Çoğu zaman gözlerini diktiği odasının tavanına gölgeler çizerek yaşıyordu. Tüm kalemlerinin rengi siyahtı. Her biri siyahın farklı tonu her biri bir gölge. Karanlık içinde karanlığı, karartı ile boyayarak renk katıyordu gecelerine. Korktuğu her şeyi gecelerin de yaşamaya başlamıştı. Yavaş yavaş alışıyordu karanlığına. Yalnız kalmanın, tek kalmak olmadığını geceler ona anlatmıştı. Kalabalık içinde yalnız kalmak bir yana, tek başına karanlıkta gölgeler ile dostluk kurmak bir yanaydı. Kendini ilk kez burada bulmuş, burada yaşamayı seçmişti. Burada bir ailesi, aynı zamanda bir de yıkımı vardı.
Uzanıp ranzasına konuşmaya başladı: “Bir ben varım, bir ben daha. İstediğim kadar benler yaratabilirim kendime. Bir
benden sevgilim olur. Hatta bir benden babam-annem bazen de bir benden bir evladım olur. Bir beni anne ederim kendime. Yeri gelir bir bene babalık ederim. Bir ben yaratır öğretmen olur, ders veririm. Hatta bir başka benin notunu kırar dersten bırakırım. Bir benden dayak yer, başka bir bene ağlar, hatta bir diğer ben bana teselli verir. Bir ben lazımdı bana ve ben binlerce ben ile tanışmıştım. Bir ben vardı karyolamda bir mum ışığında ve dünyanın uykuya daldığı gecelerimde,” diyerek kendisiyle sohbet ediyordu. Çocukluğu pek parlak geçmemişti. Arkadaşlarından
hep geriden gelirdi. Dersleri ise pekte iyi sayılmazdı. Oldu olası rekabeti de sevmezdi. Hep birilerinin gözüne girme çabasıyla geçmişti çocukluğu. Gençliğini, birilerinin mutluluğu üzerine feda etmişti. Hatalarını fark ettiği zamanlarda ise, bundan ders almayı bir türlü başaramamıştı. İnsanlara çok çabuk güvenirdi. Çünkü güvenmeye hep çok açtı. Tüm şansını, hayatında iyi şeylerin olabileceği ihtimaline karşılık yatırarak kaybetmişti. Dünyanın bir menfaat üzerine kurulu olduğunu, bu kayıplar sayesinde anlamıştı. O, karşılıksız duyduğu güvenin ondan aldıkları ile geçirmişti koskoca hayatını. Olmaz dediğin her şeyin teker teker olduğu zaman, gitmez dediği insanlar gittiği zaman, tüm doğru bildiklerinin aslında kimine göre yanlış kabul edildiği zaman büyüdüğünü anladı. İnsanların, pervasızca nasıl bu kadar tehlikeli, kötü, karamsar olabileceklerini düşünüyor ve onlar gibi olmaktan korkuyordu. O artık kurduğu dünyada bulmuştu kendini. İstediği zaman istediği karakter oluyordu. Kimseyi mutlu etme gibi bir derdi yoktu. Soyut insanların, onu sevip, sayıp, onunla mutlu olduklarını düşünürdü. Onların dünyasını belirler, istediği zaman onları kendi yaşantısına dâhil ederdi. Kimse onun kuralının dışına çıkmazdı. Gecelerin, kendisine sunduğu güzelliklerin hükmünü sürerdi. O, kendisi yazar, kendisi oynardı. “Ben trafik lambasının altında oturan bir dilenci, terk
edilmiş metruk bina da tinerciyim. Bazen bir sevdalı, bazen hancı, bazen de yolcuyum. Şöyle en fiyakalısından iş adamı, en korkulası mafya babası, bazen de cami de namaz kıldıran imamım.”


“Ben. Kurduğum küçük dünyaların tanrısıyım!”

” Bu çalışma Kalemden Satırlara adlı derleme kitapta yayınlanmıştır. “

İlgili Haberler

Bir Aysel Geçti

KÜBRA ÇAKAR

Hekabe İsimli Tiyatro Eserinin İncelenmesi

KÜBRA ÇAKAR

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...