Sosyolog / Aile Danışmanı
Belgin Müzennet
Toplumsal çürüme; gittikçe yaygınlaşan, anormal iken normal hâline gelen, toplumsal adaletin bireyler arasındaki uçurumun, tüm toplum tarafından görülür hâlde olması ve toplumsal çürümenin bir süreç ile bireylerin neredeyse sırayla adaletten uzaklaşmasıdır. Her bir birey, kendi varoluş nispetinde payına düşen adaleti en hakkaniyet ölçüsünde almayı arzularken, maalesef günümüzde bu oran azınlık halindedir.
Huzurun, sağlığın, refah seviyesinin kişiler arasına düşen payın, görünür derecede hissedilir olması, mutluluk ve sağlık içinde yaşayamaması, toplumsal çürümenin başını adaletten mahrum edilmekten alır. Hakkını arayamayan ve hakkını alamayacağını düşünen birey sayısı artmaktadır. Ve bu çokluğun yaygınlaşmasıyla toplumdan hakkını alamayan, mağdur olan her bir bireyin özünden asimile olmaya gönüllü hâle gelmesi ve edilgen bir duruşu kabullenmesi, suçu işleyenlerin cesaretlenmesi, adaletin tam anlamıyla hayata geçemediğini anlayan suça yatkın olan güruh güç sahibi olmuştur. Ve bu cüretkâr kesim, karşısındaki kişinin hakkını kolaylıkla alabilmesi toplumsal çürümenin en belirgin hâlidir.
Gelir eşitsizliğinin, toplumdaki bireyler arasındaki uçurumun görünür şekilde birbirinden uzaklaşması, toplumsal çürümenin bir belirtisidir. Bu, şu demek değildir elbette: hakkını alanların hiç olmadığı anlamına gelmiyor, ancak yeterli değildir. Toplumun güven anlayışı görünür derecede kayba uğramıştır. Kendinden olanı koruyarak sadece o grubun refaha ulaşmasını sağlamak, dezavantajlı kesimlerin neredeyse kendi hâline bırakılması, insanlık onurunun görmezden gelinmesi toplumsal çürümenin bir başka yanıdır. Bu adaletsizliğe tanık olan gençlerin kendi toplumlarına güvenlerinin azalması toplumsal çürümenin bir başka yanıdır.
Ancak her şeye rağmen ümitvar olmak, hataları gözden geçirmek, toplumsal çürümenin akabinde toplumsal çözülmeyle birlikte bu sürecin sonucu olarak çöküşün gelmemesi için toplumda adaletin, güvenliğin, sağlığın ivedilikle pozitif anlamda düzenlenmesi, iyileştirilmesi gerekir. Her bir birey, yaşadığı ülkesinde mutluluğa ve refaha eşit bir şekilde sahip olmayı arzular. Bir elma düşünelim: yemyeşil bir elma dışarıdan çok güzel görünüyor, ancak içinde kurt var. Tedbir alınmaz ise o kurt bütün elmayı çürütecektir.
Her şeye rağmen ümidimizi diri tutmalıyız. Kendimiz adaletli olmalıyız, hakkaniyetli olmalıyız, erdemli olmalıyız. Bunu yaygınlaştırmalıyız. Pozitif anlamda toplumda özdeğerlerimizi yeniden gözden geçirerek saygıyı, şefkati yaygınlaştırmak için özenli bir çaba hâline gelmeliyiz. Tüm dünya çocukları için bütün toplumları, başta adalet olmak üzere, erdemi, ahlakı, iyimserliği, hoşgörüyü maddi tüm değerlerden daha kıymetli olduğu yönünde eğitmeliyiz. Bir öğüt gibi değil, hayata geçirerek öğretilmelidir.
Ancak toplumlar, hakkaniyet, adalet ve eşitlik unsurlarının yeterli derecede olmasıyla refah seviyesi artar. Toplumsal kaosun azlığı, toplumsal gelişmenin önünü açar; böylelikle mutlu toplumlar inşa edilmiş olur.
Sevgi ve saygılarımla…
Sosyolog / Aile Danışmanı
Belgin Müzennet
