Geçmiş… İnsanın sırtında taşıdığı görünmez bir bavul gibidir. İçinde eski dostluklar, bitmiş aşklar, kırgınlıklar, pişmanlıklar ve gülüşler vardır. Kimileri o bavulu hiç açmaz, sırf sadece ağırlığını taşır. Kimileri ise içindekileri tek tek çıkarır, hatıraları avuçlarının içinde evirip çevirir, sonra tekrar yerleştirir. Fakat şu gerçeği unuturuz: Geçmişteki her insan, geleceğimizde yer almıyorsa bir sebebi vardır.
Hayat, bize sürekli mesajlar gönderir. Bir telefon konuşmasıyla, bir bakışla ve bir sessizlikle… Bazen bu mesajları görmek istemeyiz. Çünkü alışkanlıklarımızı, bağımlılıklarımızı, “ben onsuz yapamam” dediğimiz insanları bırakmak zor gelir. Oysa hayat çoktan hükmünü vermiştir: O kişi, yolculuğunda seninle yürümeyecektir.
Bir düşünün; elinden tutup seni karanlıktan aydınlığa çıkaran insanların bazıları, tam aydınlığa vardığında kaybolmadı mı? Onlar görevlerini tamamladılar belki. Bazen bir insan hayatımıza yalnızca bir cümle bırakmak için uğrar. Bazen bir acıyı göstermek için bazen de bize sabrı öğretmek için. O an kavrayamayız, ama zaman geçtikçe taşlar yerine oturur. taşların yerine oturduğunu görürüz.
Unutmak, ihaneti değil, kaderin gizli matematiğini kabullenmektir. Geleceğinde olmayanları olmayacakları zorla yanında tutmak, kurumuş dallara su vermeye benzer. Ne kadar uğraşsan da yeşermeyecektir. Sen ise o suyu, filizlenmeye hazır tohumlarına veremeyeceksin.
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, sürekliliği sanrıdır. sanrı gibi algılamasıdır. Etrafımızdaki herkesin sonsuza kadar yanımızda kalacağını varsayarız. Ama yollar ayrılır, sofralar dağılır, kahkahalar, fotoğraflar donar. Ve biz, elimizdeki boşlukla kalakalırız. İşte tam burada “unutmak” devreye girer. Unutmak, boşluğu kapatmak değil, boşluğun içinde nefes alabilmektir.
Belki de en zoru, kendimize itiraf etmektir: “Evet, bu kişi artık benim geleceğimde yok.” İtirafın ardından bir yas süreci başlar. Çünkü sadece insanı değil, onunla kurduğun hayali, yarına dair planlarını, çocukça umutlarını da gömersin. Ama bil ki yasın ardından yeni bir diriliş vardır. Toprağa düşen her şey, zamanı geldiğinde yeniden filizlenir.
Geçmişindeki insanları unutmak, onlara kızmak değildir. Bu, hayatın yönlendirmesine teslim olmaktır. Tıpkı bir nehir gibi… Nehir, geçtiği yerlerde iz bırakır, taşları aşındırır, toprağı besler. Ama yoluna devam etmek zorundadır. Arkasına bakıp “Keşke şu kıyıda biraz daha oyalansaydım” demez. Çünkü denize varmak için akmak gerekir.
Unutmanın içinde bir özgürlük saklıdır. Omzundaki ağırlık indiğinde, geleceğe daha dik bakabilirsin. Seninle kalması gerekenler zaten kalacaktır. Yürüyüşünün ritmine uyamayanlar, kendi yollarına savrulacaktır. Ve bil ki her gidiş; sana, seni biraz daha öğretir.
Hayat, boşlukları yeni insanlarla doldurur. Ama önce senin boşalman gerekir. Eskiyi taşırken yeninin yer bulması imkânsızdır. Tıpkı dolu bir odaya yeni mobilya sokmaya çalışmak gibi… Önce fazlalıkları çıkarmalı, nefes alacak bir alan açmalısın.
Bazen unutmanın sebebi, seni korumaktır. Kim bilir, yanında kalmaya devam etselerdi seni daha çok yaralayacaklardı. Belki düşmeni engellemek için değil, düştüğünde nasıl kalkacağını öğretmek için çıktılar hayatından. Bu yüzden unutmayı bir kayıp değil, bir korunma kalkanı olarak gör.
Ve hatırla, geçmiş, geleceğin tuğlası değildir. O sadece bir temel oluşturur. Sen, yeni katları inşa edersin. O temelin üzerinde, yeni odalar, yeni pencereler, yeni ışıklar açabilirsin. Ama temele saplanıp kalırsan, yukarıya çıkamazsın.
İşte bu yüzden, geçmişindeki insanları unut. Çünkü geleceğinde olmamalarının bir sebebi var. Onlar gittikleri için eksik değilsin, sen yürümeye devam ettiğin için varsın. Her adımda biraz daha hafifleyecek, biraz daha yükselecek, biraz daha kendine yaklaşacaksın.
Ve bir gün geriye baktığında şunu söyleyeceksin: “İyi ki gitmişler. İyi ki unutmam gerekmiş. Çünkü ben, kendimi tam da bu boşlukta buldum.”
Editör – Nuray Balcı
Yazarın Kitabı

