Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Yolculuk 2. Bölüm

Necla KARAYILAN

…Ali Bey, kararlı ve kendinden emin bir şekilde sol eliyle kafasını kaşıyarak: — Ben tam tersini düşünüyorum. Öğrenciler farklı fikirlerle karşılaşmadan nasıl gelişecek, nasıl düşünmeyi öğrenecek? Tiyatro dediğin zaten hayatın bir yansımasıdır.

Yusuf Bey sakin, umursamaz tavrıyla:

— Ben de Ali Bey’e katılıyorum. Folklor da tiyatro da kızlı erkekli olmalı.

Ahmet Bey, bu sözlerin üzerine sabrı taştı, çileden çıktı:
— Hayır efendim, ben fikrimi öne süreceğim, kabul edilmesi için çabalayacağım.
Ali Bey:
— Ben de kendi fikrimi gerekçeleriyle öne süreceğim. Profesyonel eğitim aldırarak yeteneklerin keşfedilmesi gerekli. Çocukların hangi sanat bölümüne ilgisi varsa o tarafa yönlendirilmeli.
Yusuf Bey koltuğun arkasına yaylanarak yaslandı, iki eliyle ön koltuğa bastırdı:

— Orta yol buluruz efendim, sorun yok.

Ahmet Bey, bilinçli olarak konuyu biraz saptırdı:

— Hem kadın çalışanlarımızın kılık kıyafetlerine de düzenleme gelmesi gerekir.

Ali Bey bu konuya nereden geldik dercesine başını iki yana salladı:

— Kadın arkadaşlarımız gayet düzgün giyiniyor, ben bir abartı görmüyorum.

Ahmet Bey gergin ses tonuyla:

— Göremezsiniz tabii, benim gördüğümü göremezsiniz. Mezhebiniz geniş. Vücut hatlarını belli eden kıyafetler giyiyorlar, ben rahatsız oluyorum.

Ali Bey sakin, göz ucuyla Ahmet Bey’e bakarak:

— Rahatsız oluyorsanız bakmazsınız.

Yusuf Bey pencereden dışarı bakarken:

— Ben kıyafet konusunda hiç rahatsız olmuyorum, çok da şık buluyorum.

Ahmet Bey arkadaşlarına üstten bakarak:

— Ben yakında Bakanlıkta önemli bir mevkiye geleceğim, ekibimi kurup istediğim düzenlemeleri yapacağım.

Ali Bey:

— İstediğiniz gibi her şeyi değiştiremezsiniz efendim. Burası laik ve demokratik bir ülke, bir avuç insan kuralları değiştiremez. Cumhuriyetin maddeleri var, onlara karşı çıkamazsınız.

Ahmet Bey sakin sakin, iki avucunu dizlerinin üzerinde gezdirerek:

— Aklınıza gelmeyen şeyleri yapacağız.

Hemen geri adım atarak sözünü değiştirdi:

— Kadınların, çocukların korunması için önlemler alacağız.

Ali Bey, sinirden kıpkırmızı kesildi, sakin kalmaya çabalayarak:

— Kadınları, çocukları kime karşı koruyacaksınız? Cumhuriyet ilkelerine uyulduğu takdirde zaten bütün bireyler korunmuş olacak. En önemlisi İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edilmemesi ile şiddete meydan verilmiştir. Üstelik İstanbul Sözleşmesi yalnız kadını korumayacak; aile içi şiddete maruz kalan erkek ve çocukları da kapsayacaktı. Nedense kabul edilmedi, sonuç ortada; son zamanlarda artan kadın cinayetleri, çocuklara yönelik tacizler çoğaldı.

Ahmet Bey, Ali Bey’in bu konuşmasının karşısında duraksadı, düşündü, nasıl cümleler kuracağını tasarladı, kibirli tavrını takındı ama biraz da tedirgindi, ellerini ovuşturdu:

— Ben de Cumhuriyete karşı değilim. Ben de kadına şiddete karşıyım. Ben de çocukların taciz edilmesine karşıyım.

Ali Bey:

— Savunduğunuz fikirlerle sözleriniz birbirine tezat düşüyor.

Ahmet Bey başını yukarı kaldırarak:

— Hayır bana göre tezat değil, biz dinimize göre yaşamak istiyoruz.

Ali Bey arkasına yaslandı, kollarını birleştirdi:

— Din, kul ile Allah arasındadır; kimse size inanma demiyor, inancınızdan dolayı baskı yapılmıyor, ayrıca biz de Allah’a inanıyoruz. Laikliğin gereği din ve devlet işlerinin tamamen ayrı olması gerekiyor. Bu böyledir, böyle de kalacaktır. Dini görevlerini yapmak isteyen her yerde yapar, bunu göstere göstere yapmak da Allah katında günahtır, bunu benden çok sizin bilmeniz gerekmez mi?

Ahmet Bey cebinden tespihini çıkardı, parmaklarının arasında kaydırarak ağzının içinde dualar mırıldandı.

Yusuf Bey, konuşmalardan sıkılmış, camdan dışarıyı seyrediyordu. İçten içe gittikleri yerde ne yiyeceğini, nerelere gideceğini düşünüyordu.

Ahmet Bey yolculuktan sıkılmış, bir an önce bitmesini bekliyordu.

Ali Bey konuşmaların etkisinde kalmış, camdan dışarı bakarak düşüncelere dalmıştı: “Eğitim sistemimiz çok kötüye doğru gidiyor, çocuklarımızın, torunlarımızın istikbali için mücadeleyi bırakmamamız gerekiyor,” diye aklından geçirdi.

Derin bir sessizlik başlamıştı, yol akıyor, arabalar birbirini kovalıyordu.

Sessizliği Yusuf Bey bozdu:

— Arkadaşlar Ankara’yı çok özlemişim, uzun zaman oldu gitmeyeli.

Karnının acıktığını hissetti, göbeğini ovalayarak:

— Hele Sakarya’daki döner… Sahi, iner inmez önce döner yiyelim, ne dersiniz?

Arkadaşları başlarıyla onaylayarak kabul ettiler.

Sonunda yolculuk bitmiş, yemeklerini yemiş, Bakanlık binasının önüne gelmişlerdi. Her ilden gelen eğitimciler bir araya toplanmıştı. Heyecanla Bakanlık binasından içeri girdiler, seminerin verileceği salonun kapısından ağır adımlarla girip yerlerini aldılar.

İlgili Haberler

Attilâ İlhan ve Politik Romantizm

KÜBRA ÇAKAR

Osmangazi’de “Ana Baba Okulu” Başlıyor

KÜBRA ÇAKAR

Türk Edebiyatında Edebi Söz Sanatları

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...