“Elini burnuna götürme alışkanlığı vardı. Öyle arada sırada değil sık sık. Her dört seferin üçünde bu hareketin devamında banyoya gider, sıvı sabunu avuçlarına sıkar ve o sessiz ritüele koyulurdu.“
Parmaklarını birbirine geçirir, ustaca ve hızlıca köpürtürdü sabunu. Öyle bir köpürtürdü ki ortaya çıkan beyazlık, adeta pamuğun en hafifiyle bulutun en nahifinin evliliğinden doğmuş gibi parlardı.
Bazen küçük baloncuklar kopardı bu köpükten. Renk değiştirirlerdi havada; camgöbeğinden mora,
altın sarısından solgun yeşile. Uçuşurlardı bir süre, bir iki saniyelik hayatlar yaşarlardı, sonra
bilinmezliğe doğru sarhoş bir düşüşle dağılır giderlerdi.
O ise köpük yumağını sol avucunun içinde bir hazine gibi tutar, onu sanki kutsal bir varlıkmış gibi
korur, sarsar, okşar, yüceltirdi. Belki de insanlığın bulduğu en temiz şeye en güzel maddeye
dokunuyordu. Dört saniye kadar sonra başını hafifçe öne eğer, burnunu sabunlu eline yaklaştırırdı.
Dudakları sımsıkı kapalı, nefesini tutarak yapardı bunu. İçinden bir zerre hava bile kaçmasın, bu
büyülü ânı bozmasın isterdi. Sonra burnu harekete geçer, derin bir nefesle içine çekerdi o baharı andıran çiçekli, puslu, zamansız kokuyu. Belki de hiç var olmamış bir vadinin çiçeklerinden yapılmıştı bu sabun. Belki bir çocukluk hatırasıydı kokusu ya da sadece bir fantezi. Kimse tam bilemezdi ama koklamakla kalmazdı, kendini o başka evrene bırakırdı.
Gözlerini kapatır, yedi sekiz saniye kadar öylece kalırdı. Bir yolculuk gibi. İçine doğru, temizliğe
doğru, özlem duyduğu bir yere doğru… Sonra yavaşça açılırdı sağ gözü. Ağır, paslanmış bir panjur
gibi ardından sol göz de aynı itaatle açılır, ikisi birlikte yeniden bu dünyaya dönerdi. Bu dönüşte
bakışlarında hep biraz yorgunluk, biraz da delilik olurdu. Tam o andaysa, sağ elin işaret parmağı havaya kalkar, bir füze gibi sabun topunun tam ortasına dalar, köpüğü parçalar, havai fişek gibi ellerine dağılırdı köpük. Üç-dört kez daha tekrar ederdi bunu. Elindeki köpük aklanana, hiçbir kalıntı kalmayana kadar. Temiz, masum ve deneyimli bir el olurdu sonunda. Sol el, sağ eline aktarır bu deneyimi. Ritüel yeniden başlardı.
Üç dakika sonra, musluktan akan o mükemmel su sesi gelir. İnce, berrak, gürültüsüz ama güçlü.
Lavaboya düşerken çıkardığı ses, huzurla tehdit arasında bir yerde dururdu. Eller göz ucuyla birbirine
bakar, anlaşmış gibi birlikte suya uzanırlar. Bu, arınmanın son evresidir. Köpüğün ölüme gidişi, bir
çeşit sabunun son vedası gibi. Arada bir tereddüt olur: Kalmalı mı, gitmeli mi? Ama sonunda her
zaman aynı karar alınırdı: Akıp gitsin.
Suyun içinde kaybolurken köpük, eller hafif ıslak, biraz da yalnız kalır. Bu burukluk hissi kısa sürer
ama derindir. Eller yeniden kuru dünyaya dönecektir ama bir süreliğine, birkaç dakika için, tertemiz
olmanın yükünü taşımak zorundadırlar. Sekiz saniye sonra ışık söner. Sessizlik olur. Ama herkes bilir ki… Yarım saate her şey yeniden başlayacaktır.

