Neşe Kazan
Ben onun beni sevmediklerini sevdim. Kendisi yaşlanmışken, bir çırpıda dudaklarından döktüğü “Ah annem, keşke yaşasaydın” cümlesindeki umarı, – Hadi bir çay koyalım, sen de git simitleri al… deyişindeki coşkuyu, çok şaşırdığında gözlerini genişletip, bir eliyle ağzını kapatırken, aynı anda “Abooooovvv” deyişindeki ses tonunu sevdim…

Kış sabahlarında giydiği şal yaka pazen elbisesiyle, yaz sabahları giydiği viskonlarındaki sadeliği, bahçe kapısını açtığında üzerindeki tayyörlerini ve döpiyeslerini sevdim. İkram edişlerini sevdim… Cebindeki son parayla bana bayramlık alışını, deniz kenarında, çay bahçesinde gazoz ısmarlayışını, “Yavrum” diye severken sesindeki tınıyı sevdim… Kahvaltı hazırlarken mırıldandığı şarkıyı, evlatlarından mektup aldığında gözlerindeki yaşları, mektubu göğsüne bastırışını sevdim. Yaprak saramazdı… Özel istek üzerine sardığında da yutamazdı… Ben onun en çok “Oğlum çok severdi” sözlerindeki özlemlerini sevdim… Güldü mü frensiz göbeğinin hoplayışlarını sevdim. Ben en çok da onun feminist yanını sevdim. Bir şey alınacaksa alınacak, bir yere gidilecekse gidilecek, sohbetin yokuşa gittiği yerde idareyi ele geçirecek, ama yine de herkes evin reisinin eşi olduğunu bilecek. Ben ondaki bu sinsiliği 😉 sevdim… Soğuk kış gecelerinde üzerimi örtüşünü, sıcacık göğsüne bastırıp “Ben seni doğurmadım ama on parmağımdan emzirdim” derken yanağımdan öpüşünü, sandığın içine çeyiz derken gün be gün umutlarını yerleştirişini sevdim. Uzun olayların çıkmadan önce evi bayram havasına sokup, yolluklar sırasında dünyaya yansıttığı mutlu ifadedeki heyecanı sevdim. Çok yaramazdım… Bana kızdığında yüreğindeki merhametini sevdim.
Arkamı yasladığım dağ gibi olmasını sevdim…
Bir tek beni terk edip gidişini sevmedim. Hiç sevmedim…

