“Hadi komşu, çabuk girelim içeriye de şu cadaloza yakalanmayalım,” dedi Mürüvvet fakat site güvenliğinden girdiği anda “cadaloz” dediği Aslı hanımın radarına yakalandığının farkında değildi. Mürüvvet’in kapı komşusu olan Yasemin, elindeki pazar poşetleriyle Mürüvvet’in arkasından koşar adım yürürken cevap verdi, “Aman komşu, ona yakalanmadan binaya girmek mümkün mü sanıyorsun?”
Kocasıyla arasının limonî olduğunu hatırlayan Mürüvvet, “Valla hiç çekemem bu koca kıçlı kadını bu vakitte. Yine lafa tutarsa yemek geç kalacak,” diyerek adımlarını hızlandırdı. Yasemin “Ayol ne oluyor bugün sana. Ne güzel biraz dedikodu yapacaktık senin cadalozla,” diyip Mürüvvet’in kolunu tuttu ve onu biraz yavaşlatarak ekledi “Hem sen de benim gibi ol biraz, bak bana mesela, ben onunla konuşmaktan zevk alıyorum.” Alaycı bir şekilde karşısındakini baştan aşağı süzen Mürüvvet, hafifçe kıkırdayarak “tecavüz kaçınılmaz diyorsun yani. Valla ben tecavüze razıyım. Zaten herifin bu aralar hey heyleri üstünde. Aylardır yüzüme bile bakmıyor,” dedi. İkisi beraber kahkahayı patlatınca penceresini açtı bizim cadaloz, şey yani Aslı hanım.
“Hayırdır kızlar, böyle kırıta kırıta nerden geliyorsunuz?”
“Aslı abla sana da merhaba,” dedi Mürüvvet, “Nasılsın? İhsan abim nasıl?”
Bir ah çekerek cevapladı bunu Aslı hanım, “Gelinler çocuklarımın ayaklarını bizim evden kestiğindir kötüyüm komşu, ne gelenim var ne gidenim. Kocam olacak o İhsan da sabahtan akşama kadar kahvede oturur. Bak bu saat oldu hâlâ gelmedi.”
“Biz de senden bahsediyorduk, Aslı abla,” diyerek atıldı Yasemin muzip bir edayla.
“Benden mi” diye heyecanını dile getirdi Aslı hanım ve pişmiş kelle gibi sırıtarak devam etti “neyimden bahsediyordunuz?”
Büyük bir neşeyle cevapladı Yasemin, “arkanın ne kadar sağlam olduğundan.”
Gayri ihtiyari bir şekilde üzerindeki hırkayı düzeltip gömleğinin düğmelerini kontrol ederek “Arkam mı? Nasıl yani?” diye cevap verdi Aslı hanım, büyük bir ciddiyetle.
Yasemin tam ağzını açacakken komşusundan yediği hatırı sayılır bir dirsek darbesiyle sustu. Mürüvvet araya girerek günü kurtarmaya çalıştı, “Aslı hanım yaş tahtaya basacak bir kadın değildir. Ayağını yere sağlam basıyor diyorduk biz de. Değil mi Yasemin?”
Beriki dirsek darbesiyle ağrıyan kolunu tutarak “hı, evet, evet. Tam öyle diyorduk,” dedi.
Aslı hanım lafın ardını hemen bırakacak biri değildi. Tam yeni sorular sormaya devam edecekti ki onu en zayıf damarından yakaladı Mürüvvet, “üst katınıza yeni taşınan komşuyla tanıştınız mı? Nasıl insanlar acaba?”
Aslı hanım dedikoduyla beslenen bir yaratık olduğu için deminki sohbetin konusunu unutarak başladı anlatmaya, “hiç sorma komşu, dışarıdan sıcak görünüyorlar ama geçen gün kapılarını çaldığımda açmadılar.” Eliyle yaklaş işareti yaparak ikisinin de pencere yaklaşmasını sağladı ve sanki büyük bir sır veriyormuşçasına kısık sesle “Ben biliyorum ama evdeydiler. Eğer bizim çocuğun stetoskopu yanımda olmasaydı belki beni kandırabilirlerdi. Kapıya abanıp kendi kulaklarımla duydum. Adam ‘kapı çalıyor, açar mısın,’ dedi. Karısı da, sanki ben ona çok meraklıydım da, ‘boş ver açmayalım. Alt kattaki teyzedir, çok yılışık birine benziyor mesafeyi koruyalım, dedi.” Teyze senin anandır bir kere. Ben ondan olsa olsa on yedi yaş büyüğümdür.”
“Neşeli günler” filmine atıfla “Ziyaaa” diye araya girdi Yasemin. Girer girmez de ikinci bir dirsek yedi koluna.
“Yok, yok adamın adı Ziya değil, Şener’di sanırım.” dedi Aslı hanım yapılan tarizi anlamayarak.
Mürüvvet hem konuyu değiştirmek hem de bir an evvel eve gitmek için tekrar girdi araya “Sohbetinize doyum olmuyor Aslı abla fakat geç oldu. Daha yemek yapmam lazım. Benim bey biraz asabidir. Alimallah yemek vaktinde yetişmezse…” Mürüvvet daha sözünü bitirmeden muzip bir gülümsemeyle araya girdi Yasemin, “yoksa bir gecede, ayların intikamını mı alır?”
Koluna tam bir dirsek daha yiyecekken kendini geri çekip “tamam tamam sustum” diyerek eliyle ağzının fermuarını kapatırmışçasına bir hareket yaptı.
Aslı hanım konuşulanlardan bir şey anlamamasına rağmen gitmeye meyleden komşularına şunu sordu, “Ayol bari ne yemek yapacağınızı söyleyin de bana bir fikir olsun. Yemeğe karar vermek yapmaktan da zor.”
“Havuçlu pilav” dedi Mürüvvet, “yanına da çoban salata.”
“Hımmm, iyiymiş” dedi Aslı hanım ve Yasemin’e dönerek devam etti, “Peki, sen ne yapacaksın kız, vidaları gevşek.”
Sanki yıllardır bu sorunun sorulmasını bekliyormuşçasına hiç duraksamadan cevap verdi Yasemin, “Dulavrat çorbası yapacaktım da henüz İhsan abi ölmedi.”
Osman GÖZMEN

