Okuryazarkitaplar
Image default
AnadoluDenemeEdebiyatManşet

Mevlevilik

Yazar Sevgi Köksal

Mevlevilik, insanın dış dünyadan iç âleme doğru yaptığı sessiz ama sarsıcı bir yolculuktur. Bu yolculukta varılacak yer bir mekân değil, bir idrak hâlidir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin düşüncesinde insan, tamamlanmış bir varlık değil; daima oluş hâlinde olan bir arayıştır. Bu nedenle Mevlevilik, insana hazır cevaplar sunmaz; onu sorularla, sezgilerle ve içe dönüşle baş başa bırakır.

Mevlevi geleneğinde dönüş, yalnızca semâ meydanında gerçekleşmez. İnsan hayatının her anı bir semâdır aslında. Doğumdan ölüme kadar süren bu devinim, insanın benlikten arınma çabasını simgeler. Semâzenin etrafında döndüğü merkez, hakikatin değişmeyen özünü temsil ederken, dervişin kendi etrafında dönmesi, insanın nefsinden sıyrılma arzusunu simgeler. Bu dönüşte baş dönmesi bir zayıflık değil, bilakis benliğin çözülüşüdür.

Mevlevilikte semâ, müzikten ve sözden ayrı düşünülemez. Neyin sesi, ayrılığın sesidir. Kamışlıktan koparılan ney, insanın asıl yurdundan koparılışını anlatır. Neyin iniltili sesi, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin ilk dizelerinde yankılanır; bu ses, insanın içindeki eksikliğin ifadesidir. Mevlevilik, bu eksikliği bastırmayı değil, onu anlamayı öğretir. Çünkü insan, eksikliğiyle insandır.

Bu anlayışta aşk, ulaşılacak bir hedef değil, yürünecek bir yoldur. Aşk, Mevlevilikte aklı yok eden bir sarhoşluk değil, aklı derinleştiren bir bilgeliktir. Mevlânâ’nın düşüncesinde akıl dışlanmaz; ancak sınırları kabul edilir. Akıl kapının önüne kadar getirir, fakat içeriye aşk girer. Bu yüzden Mevlevilik ne salt bir mistisizm ne de kuru bir öğreti olarak kalır, ikisinin arasında insanı kuşatan bir denge kurar.

Mevlevi terbiyesinde “çile”, ceza değil, arınmadır. Dervişin bin bir gün süren çilesi, insanın kendini tanıma sürecidir. Bu süreçte hizmet esastır. Mevlevilikte hizmet, aşağılanma değil, benliğin törpülenmesidir. Mutfakta bulaşık yıkamak, kapı süpürmek ya da sessizce beklemek; hepsi insanın “ben” dediği kalın duvarları inceltir. Çünkü Mevlevilikte büyüklük, görünürlükte değil, görünmezliktedir.

Hoşgörü, Mevleviliğin en çok bilinen fakat en sık yanlış anlaşılan yönüdür. Mevlânâ’nın “Gel, ne olursan ol yine gel.” çağrısı, sınırsız bir serbestliğin değil; sonsuz bir davetin ifadesidir. Bu çağrı, insanı kusurlarıyla kabul ederken onu o kusurların içinde tutmaz. Mevlevilik, insanı olduğu hâliyle karşılar; fakat olabileceği hâli hatırlatır.

Modern dünyada Mevlevilik, hızın ve yüzeyselliğin karşısında bir durma çağrısıdır. Günümüz insanı sürekli ileri gitmeye zorlanırken Mevlevilik merkeze dönmeyi öğretir. Daha fazlasına sahip olmayı değil, daha azla derinleşmeyi salık verir. Bu nedenle Mevlevilik, yalnızca geçmişe ait bir gelenek değil, bugünün ruhsal yorgunluğuna da bir cevaptır.

Sonuç olarak, Mevlevilik, insanın kendini aşma çabasının estetik ve ahlaki bir ifadesidir. Dönen beden, susan ego ve konuşan kalp… Hepsi aynı hakikatin farklı yüzleridir. Mevlevilik, insana şunu fısıldar: ‘‘Yol uzun olabilir, ama yön doğruysa her dönüş bir varıştır.’’

 

Editör Hüseyin Bay

 

 

İlgili Haberler

Nefilim(ler)

Comcini

Vaad Edilmiş Topraklara Gidenler…

okuryazarkitaplar

AKİS

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...