Bâtıl hemîşe bâtıl u bîhûdedir velî
Müşkil budur ki sûret-i hakdan zuhûr ede
Bâkî
“Sen de mi Brütüs!” diyerek Sezar son nefesini verdi.
Bu cümleyi okuduktan sonra kitabı kapatıp hafif bir gülümseyişle hatta bu gülümsemeye alay da ekleyerek düşünmeye başladı: Sezar amma safmış, insan en yakınındakinin düşmanı olduğunu fark etmez mi? Ben tedbirimi alırım. O kadar akıllıyım ki planlarımı kendimden bile saklarım.
Ne kadar ironik değil mi? İnsanların güvenini kazanmakta ustayım ama ben kimseye güvenmem, hahhaa! Ne garip, insanoğlu zekâsını kurnazlıkla kullananlara ne çabuk kanar. Her gün piyasaya sahte jeansler sürüyorum. Sıradan jeanslerime ünlü ve büyük firmanın etiketini basıyorum ama kimse anlamıyor, haa! Ucuza da satınca alanlar da memnun oluyor ama zavallılar gerçekten o markanın ürünü sanıyorlar.
Bu işi yaptığımı çalışanlar bile anlamıyor, sorgulamıyorlar çünkü çalıştırıyorum. İş buldukları için şükrediyorlar. Üzümünü yiyip bağını sormuyorlar. Başka bir şeyler daha bulmalıyım! Bu da bir yere kadar beni idare eder.
Şirkete yeni gelen kız fena değil, epey salak, onu kullanabilirim. Çok yakışıklı ve sempatik biriyim. Bana aşık oldu kesin. Geçen “merhaba” deyince saçlarını arkaya savurdu. Eee krala kim dayanır? Dur ona bir çiçek göndereyim, akşama da yemeğe götürürsem, işi tamam, “aaa(!)” hemen elime düşer. Ben mükemmelim.
“Sevgili okuyucu karakterin narsistliğine bu kadar dayanabildim. Midem bulanmaya başladı. Daha fazla betimlemesini yapamayacağım. Ama hikâyeye devam edeyim.”
– Adnan Bey, çiçekler için teşekkür ederim lakin yemek teklifinizi kabul edemem. Gece geç olur, olmaz.
– Ben seni evine bırakırım.
Necla kabul etti. Yoğun ilgiden memnundu, hoşuna gidiyordu. Adnan Bey kurbanını seçmiş ve onu etkileyecek her türlü girişimde bulunmuştu. Necla da mutlu oluyor, Adnan Bey’i de kibar ve nazik buluyordu. Beraber hoş sohbetler ederek zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorlardı. Adnan Bey onu kirli işleri için kullanmaya karar vermişti. Kara parayı ona taşıttırmayı düşünüyordu. Necla’yı iyice sevgi bombardımanına tutmuştu. Avucunun içine almış, hatta vaatlerini daha da artırmıştı.
Necla’yı koyun gibi güdülme kıvamına getiriyordu. Ondan önceki Nalan’ı da aynı şekilde kullanmıştı üstelik polise de kendisi ihbarda bulunmuştu. Yakalanmamak için bunu yapmıştı. Nalan hapse girince Necla’yı işe almıştı. Şimdi onu da kullanma zamanı gelmişti:
– Güzeller güzeli Necla bu akşam sana içinde para bulunan bir paket vereceğim. Şu adrese gidip teslim edeceksin.”
Necla hiç düşünmeden kabul etti. Tek bir istekte bulundu. Gece olduğu için korktuğunu, onun da yanında olmasını istedi. Adnan, “Salak kız, şimdi gider başkasının kapısını çalar, yanında gideyim de iş ortaya çıkmasın.” diye düşündü.
Necla yol boyunca kucağında sıkı sıkıya para dolu poşeti tutuyordu. Adnan halinden ve o korkunç karakterinden memnundu. Nihayet tekin olmayan bir yerde tekin olmayan bir evin tekin olmayan bahçesinde yürümeye başladılar. Adnan kapının ziline anlaşmış oldukları üzere üç kez bastı. Kapı açıldı: Adnan karanlıkta duran kadını tanıyor gibiydi. Kimdi o? Tanıdı ve aklını kaybedecek kadar şaşırdı. Nefesi kesildi ve gözleri açılabildiği kadar açıldı.
“Nalan!” diyebildi. O kadar şaşkındı ki Necla’nın onun bileğine geçirmeye çalıştığı kelepçeyi son anda hissetti.
“Adnan Bey, maliye polisi”
Editör – Hüseyin Bay
Yazarın Kitabı

