Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Rosalinda-2 (Yazı Dizisi)

Hepsi ya çoktan toprağa karışmış ya da uzak diyarlarda unutulmuştu. Oraya dönse bile, koca bir boşluktan başka ne bulacaktı ki?

*

Alistair, İskoçya’nın uçsuz bucaksız, yemyeşil topraklarında, varlıklı bir çiftçi ailesinin üçüncü oğlu olarak dünyaya gelmişti. Sevgi dolu ve mutlu bir aileydiler. Kızıl saçları ve yanaklarındaki çilleriyle, koyunların peşinde koşarak büyümüştü. Ancak ne olduysa o uğursuz 1782 yazında oldu…

İskoç toprak sahipleri, İngilizlerin de desteğini alarak, geleneksel köylüleri topraklarından sürüp büyük çiftlikler kurmaya başladılar. Sıra ailesinin küçük çiftliğine geldiğinde, kalanların desteğiyle direnmeye çalıştılar. Ancak karşı tarafın elindeki silahlar ve güç nedeniyle uzun süre dayanabilmeleri mümkün olmadı. Çoğu ya öldürüldü ya da kaçmak zorunda kaldı. Alistair, kaçmayı başarabilenlerdendi. Genç yaşında denize doğru tek başına yol aldı.

Önceleri miço olarak birkaç gemide boğaz tokluğuna, âdeta köle misali çalıştı. 1790 yılına geldiğindeyse talihi ona nihayet göz kırptı: Bulunduğu ticari gemi Atlantik’te seyir hâlindeyken korsan saldırısına uğrayarak battı. Korsanlar gemiyi lime lime etmişti. Alistair, yanan güverteden denize atladığında ne hayatta kalma umudu vardı ne de bir amacı. Ama kaderin onun için başka planları vardı. Dalgalar onu savururken saçları suyun üstünde bir bayrak gibi dalgalanıyordu.

Kaptan Shawn, dürbününü indirip küfretti: “Şu suda yüzen kızıl şey de ne?” Sandalını suya indirdi, dalgaları yararak Alistair’e ulaştı. Onu çekip çıkardığında genç adamın gözlerinde hem korku hem inadı gördü. “Senin gibi birini denize geri vermem.” dedi kaptan. O günden sonra, Alistair onun gölgesi gibi peşinden hiç ayrılmadı.

*

Madeira’nın taş sokakları, tuzlu rüzgârı, sahil boyunca uzanan eski evleriyle içindeki umuda tutunabileceği tek yerdi. Rosalinda burada yaşamış, burada gülmüş, belki hâlâ burada bir iz bırakmıştı. Onun adıyla çarpan her dalga, Alistair’ın yüreğine “kal” diyordu.

Satın almaya hazırlandığı evin loş yatak odasına adım attığında parmak uçlarıyla önce taş duvarları yokladı. Tozla kaplı masada, birinin sanki aceleyle terk ettiği bir mendili duruyordu. Mendilin ucuna işlenmiş solgun bir harf dikkatini çekti: R.

Alistair’ın boğazı düğümlendi, kalbi duracak gibi oldu. Bir an gözlerini kapattı, mendili burnuna götürüp kokusunu içine çekti. Tam o anda odanın köşesinden ince bir kahkaha duyduğuna yemin edebilirdi. Gözünü açtığındaysa sadece derin bir sessizlik hâkimdi odaya.

Gel gör ki umut tam da buydu işte. Görünmeyen bir hatıra, silinmeyen bir iz…

Derin bir nefes aldı.

“Artık denizlerde değil,” dedi kendi kendine. “Bundan sonra burada, toprakta, bu evde, bu sokaklarda kök salacağım. Rosalinda’ya kavuşamasam da onun hatırası her yerde biliyorum, o beni terk etmedi.”

Geriye yaslandı, kırık pencereden içeri süzülen ışığa baktı.

O an, belki de ilk defa bir korsan değil, sıradan bir adam gibi hissetti. Gemilerden, kılıçlardan, yağmalardan uzak; yalnızca bir umutla yaşayan bir adam…

*

Rosalinda, Madeira Valisi’nin kızı olarak konağın taş duvarları arasında kendini hapsolmuş hissediyordu. Babası, ünlü Portekizli komutan Capitão-General Estêvão da Silveira, siyasi çıkarlar uğruna onu genç bir İspanyol subayla nişanlamıştı. Fakat Rosalinda’nın kalbi bu evliliğe karşı soğuktu. Çocukluğundan beri denize bakarak özgürlüğü düşler, kaderinin bir başkasının kararıyla çizilmesine isyan ederdi.

Bir gün limanda kalabalığın arasında yürürken elindeki sepetle dengesini kaybetmiş, kızarmış elmaları taş zemine yuvarlanmıştı. Tam o sırada karşısına geniş omuzlu, kızıl saçlı bir denizci çıktı. Eğilip elmaları topladı. Rosalinda’nın gözleri bir an onun gözlerinde takılı kaldı. Şaperonu telaşla “Rosalinda, çabuk gel!” diye seslenince aceleyle oradan uzaklaşmak zorunda kalmıştı.

Rosalinda eve döndüğünde uzun süre dalgın gezdi. O bakış aklından çıkmıyordu bir türlü. Bir gün konağın bahçesinde yürürken rüzgâr, ince işlemeli mendilini kapıp sürükledi. Hizmetkârları peşine düşmüş, ancak mendili bir türlü bulamamışlardı. Hâlbuki mendil, rüzgârın azizliğiyle çıktığı kader yolculuğunu, kıyıdaki kasabanın eski bir balıkçı kulübesinde başarıyla tamamlamıştı.

*

Rosalinda düğün günü yaklaştıkça içten içe plan yapıyordu. Babasının konağındaki gizli geçidi kullanarak gece karanlığında sahile inmeyi düşünüyordu. Kalbinde tek bir ses vardı sadece: Özgürlük. Ve uzaklarda bir yerde, kendisini gerçekten sevdiğine inandığı bir yürek. O gece odasının ağır perdelerini örtüp yatağa uzanmış gibi yaptı. Aklında karanlıkta kıvılcımlanan bir plan vardı. Konağın duvarlarının ardında nefesini tutmuş bir dünya gizleniyordu. O eski, taşlarla örülü geçit… Çocukken dadısından duymuştu. Konağın temelinden başlayan bu gizli yol, yıllar önce korsan saldırılarından korunmak için yapılmıştı. Babası bile belki çoktan unutmuştu bu tüneli ama Rosalinda hâlâ hatırlıyordu.

Gece yarısı, herkesin uykuda olduğunu bildiği bir vakitte, elinde küçük bir fenerle o gizli kapıyı araladı. Soğuk taşlardan sızan nemli hava yüzüne vurdu. Fener ışığı duvarlarda titreyerek ilerliyor, sanki bin yıllık sırları uyandırıyordu. Her adımında taşların arasında sürünen gölgeler vardı. Kimi zaman bir su damlası düşüyor, yankısı tüneli dolduruyordu. Korku dense değil, tuhaf bir heyecan sarmıştı yüreğini. Bu yol onu zincirlerinden uzaklaştıracak, özgürlüğe taşıyacaktı. Ama kalbinin derinlerinde bu cesareti besleyen tek şey özgürlük arzusu değildi. Birkaç gün önce, en sadık hizmetkârlarından biri, pazarda tesadüfen duyduğu haberi babasına fısıldarken duymuştu. “Beyim, şehre yabancı bir gemi yanaşmış. İçlerinden birisi burada kalma planı yapıyormuş, hatta kıyıdaki eski evi satın almış. Kızıl saçlı İskoçyalı bir denizciymiş, adı da Alistair’miş.” İşte o an Rosalinda’nın içi ürpermişti. Limanda yaşanan o kısacık karşılaşma, göz göze geldikleri o büyülü an zihnine yeniden canlanmıştı. Adını bile bilmediği o yabancının şimdi adını da öğrenmişti. Alistair… Adı dilinde dönüp dolaşıyor, yüreğinin her atışına eşlik ediyordu. Adada kalmak istemesi bile tek başına yeterli bir sebepti, onun kendisi için geldiğine inanmasına.

Şimdi işte, gizli geçitte attığı her adım, onu yalnızca sahile değil, belki de o gözlere yaklaştırıyordu. İçindeki fısıltı tek bir kelimeyi yineliyordu: Özgürlük. Ama kalbinin alt katmanında coşkulu bir ses daha vardı: “O burada…” Geçit giderek daralmıştı. Duvarlardaki taşlar yosun tutmuş, yer yer deniz kokusu sızmaya başlamıştı. Fenerin ışığı artık soluk görünüyordu, sanki denizin kendi ışığı yol göstermeye başlamıştı. Nihayet önündeki taş duvarın arasında gizlenmiş eski kapağı buldu. Paslı halkayı çektiğinde, yılların tozu ve tuzu üzerine döküldü. Gözlerini kısmak zorunda kaldı, karşısında ay ışığıyla yıkanmış kıyı ve yakamoz bir düğün sahnesini andırıyordu. Karanlıkta, dalgaların köpükleri bembeyaz parlıyor, rüzgâr saçlarını savuruyordu. Sahil, gece yarısının sessizliğinde büyüleyici görünüyordu. Rosalinda ilk defa gerçekten nefes aldığını hissetti. Derin soluklanırken özgürlüğü ciğerlerine çölde susuz kalmışçasına, kana kana doldurdu. Gözlerini açtığında hemen yanında bir şeyin parladığını fark etti. Eğildi, kumların arasında yarısı gömülmüş küçük bir düğme buldu. Üzerinde ince bir motif işlenmişti. Denizci ceketlerine özgü bir işaretti bu. Eliyle sıkıca kavradı, kalbi hızla çarpıyordu. Düğme, Alistair’ın burada olduğunun ilk işareti olabilirdi.

İlgili Haberler

Yaşlı Gitarist

okuryazarkitaplar

İşçi Hakkı Yenilmesin

okuryazarkitaplar

Sil Baştan

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...