Okuryazarkitaplar
DenemeEdebiyatManşet

Kime Göre, Neye Göre Doğru?

Bike S. Demirkız

Kuantumun Tokadı

Eskiden dünya daha rahattı. Doğru dediğin şey nettir sanırdık. Bir masa masadır, kapı kapıdır, insan ya haklıdır ya haksız. Hayat, siyah-beyaz bir film gibi akıyordu. Sonra bilim geldi, ışıkları açtı ve gördük ki sahne sandığımızdan çok daha kalabalık, çok daha kaygan.

Kuantum fiziği, sadece atom altı parçacıkları anlatan teknik bir alan değil; insanın “gerçeklik” dediği şeye atılmış ciddi bir çatlaktır. Çünkü bize şunu söylüyor: Bir şey, sen ona bakmadan önce aslında tam olarak “bir şey” değildir.

Evet, yanlış duymadınız.

Bir elektron, ölçene kadar belirli bir yerde değildir. Bir durum, gözlenene kadar kesin değildir. Yani “doğru”, olayın kendisinde değil; olayla kurulan ilişkide ortaya çıkar. B, sadece fiziksel bir detay değil.  Bu zihinsel konforumuzu paramparça eden bir gerçektir.

Çünkü biz doğruları severiz. Netliği severiz. Belirsizlik bizi huzursuz eder. Ama evrenin en temel katmanı, tam da o kaçtığımız şeyden yapılmış gibi: belirsizlikten.

Bugün sosyal medyada, siyasette, hatta gündelik sohbetlerde herkesin dilinde aynı cümle dolaşıyor: “Benim doğrum bu.”

Kulağa savunma gibi geliyor ama aslında bu cümle farkında olmadan kuantum bir sezgiyi taşıyor.

Fakat burada kritik bir ayrım var.

Kuantum fiziği “her şey görecelidir, kafana göre takıl” demez. Aksine şunu der:

Gerçeklik vardır ama ona nasıl baktığın, neyi ölçtüğün ve hangi çerçevede sorduğun sonucu değiştirir.

Yani “doğru yok” değil;

“Doğru, bağlamdan bağımsız değil.”

Bu fark ince ama hayati.

Bugün en büyük yanılgımız şu: Kuantumun belirsizliğini alı, sorumsuzluğa kılıf yapıyoruz. Oysa kuantum dünyasında bile her şey keyfi değildir; matematiksel olarak son derece sıkı kurallarla yönetilen bir olasılık düzeni vardır.

Yani evren şunu söylüyor:

“Her şey serbest değil. Ama her şey tek bir açıdan da sabit değil.”

Bu bakış açısını hayata taşıdığımızda işler değişiyor.

Bir tartışmada karşındakinin tamamen yanlış senin tamamen doğru olman ihtimali sandığından daha düşük olabilir. Çünkü sen olayı belirli bir “ölçüm çerçevesinden” görüyorsun. O ise başka bir çerçeveden.

Bu, hakikati yok etmez.

Ama onu tek bir bakış açısına hapsetmenin ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir.

Belki de asıl mesele şu:

Biz gerçeği aramıyoruz.

Kendi ölçümümüzü mutlaklaştırıyoruz.

Kuantum fiziği ise bize tokat gibi bir şey söylüyor:

“Gördüğün şey, sadece nasıl baktığının sonucudur.”

Bu rahatsız edici. Çünkü kontrol hissini elimizden alıyor. Ama aynı zamanda özgürleştirici de. Çünkü yeni sorular sormanın kapısını açıyor.

Daha doğru sorular.

Belki de artık “Kim haklı?” diye sormak yerine, şunu sormamız gerekiyor:

“Bu sonucu üreten bakış açısı ne?”

Çünkü bazen gerçeklik, cevapta değil… sorunun kendisinde gizlidir.

Ve evet, kabul edelim:

Evren biraz muzip.

Sana gerçeği veriyor ama tek seferde değil, tek açıdan hiç değil.

İlgili Haberler

Edebiyatta Ölüm ve Geçicilik: İnsanlığın En Eski Teması

okuryazarkitaplar

Osmanlıda Jön Masonlar

okuryazarkitaplar

İyilik Hamurumuzda

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...