Gizemli Kapı:3 Kutsal Su
Yazar Kübra Çakar
Sabah uyandığımda terasa çıktım. Ufuklara doğru gözlerimi diktiğimde Mısır Piramitleri sisler arasından o bütün ihtişamıyla görünüyordu. Her gün yeni bir şeye heyecanlanıyordum, burada. Bu sefer, rüyamda açılan kapıyla gelmiştim, Olzen şehrine. En güvenlisi şimdilerde rüya imiş. Aradan baya zaman geçmişti. Ama hiç umudumu kaybetmedim. Görevimden vazgeçmedim, sürekli araştırdım. Bilgiler topladım. Değiştim, daha çok geliştirdim kendimi. Altıncı yılın sonuna geldiğimde artık zamanı geldiğini düşünüyordum. Semra Teyze’yle ara sıra bir araya gelip konuşma imkânımız oluyordu. Ama bu sefer gelişimde henüz Semra Teyze’yi göremedim. İlk ben geldiğim için diğerlerinin de toplanmasını bekliyorum. Bu şehirden çıkmama izin yok. Bu sefer her şey daha sıkı. Duyduğuma göre, çok önceki zamanlarda Olzen şehrinin Lideri ile Hitit Uygarlığının kralı arasında gizli antlaşma imzalamışlar. İki tarafta çok büyük kayıplar vermiş. Hitit Kralı kaybedeceğini anlayınca anlaşalım demiş. Kimse, diğerinin alanına müdahale etmemesi konusunda karar almışlar. Birbirine güvenemedikleri için ağır şartları olan bu sözleşme, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen şimdiye kadar devam etmiş. Ama son zamanlarda karşı tarafın Lideri Zalon bu anlaşmaya uymamaya başlamış. Birkaç koruyucunun peşine düşmüş ve onların ölümüne neden olmuş. Zalon’un askerlerinin ellerinde bir güç olduğunu düşünen Parna, bu güvendikleri şey her neyse bulup getirmemizi istiyormuş. İşte yeni görevimiz. Bu ise Zalon’un Olzen şehrini yani her şeyi ele geçirmek için son çırpınışıymış. Bu süreci kullanmak için elinden geleni yapacakmış. Bu seferde olmazsa artık yeryüzünden silineceğini biliyormuş.
Nihayet yeni görevimiz için toplandık. Herkes burada ama Semra Teyze yine yok, göremedim nedense. Belki o sonra gelir. Yeni görevimiz oldukça zor. Toplantı sonrası her birimizin yeteneklerini daha da güçlendirmesi için kolyelerimizi Olzen şehrinin tam ortasında bulunan binlerce yıldır önemini koruyan durgun, açık yeşil kutsal suya bıraktık. Birkaç gün sonra da hazırlıklar tamamlanınca yola çıkacağız. Herkeste bir telaş var korku ve heyecan. Daha önce de böyle sıkıntılar olmuşsa da bu kadar yakına gelmemişti Zalon’un askerleri. Akşam olduğunda kutsal gölün etrafında toplandık. Lider Parna bize daha önce hiç duymadığımız, hikayeler anlattı. Binlerce yıl önce yaşanmış olan ve hala bir kısmı yaşanmakta olan hikayeler. Devler, acayip yaratıklar, gizemler ve büyülerden bahsetti. Bana göre en korkuncu ise büyülerin insanları esir aldığı o ilginç dönemlerdi. Her zaman bir lider çıkıp bu sorunları aşarak şehri korumuş. Şimdi ise sıra bizlerde gibi gözüküyordu. Bu hikayelerden sonra, neyle karşılaşacağımızı kestiremiyorduk. Korkuyorduk ve anlamakta zorlanıyorduk bazı şeyleri. Bize söylemedikleri sırları var gibiydi. Sorduğumuzda zamanı gelince öğreneceksiniz diyerek geçiştiriyorlardı. Anlatılan hikayelerin bazıları o kadar korkunç ve karışıktı ki soramadık bile. Bir ara yüzyıllardır saklı olan kitaptan bahsedildi. Yazısında kalem ve mürekkep kullanılmıyormuş. “Nasıl yani?” dedim istemsizce. Yine bir şey demediler. Yaşarken anlayacaksın dedi, Parna’ nın yanındaki bilge kadın. Bugünlük bu kadar diyerek bizi odalarımıza gönderdiler.
İçimi kemiren bir merakla odama geçtim. Bir türlü uyku tutmuyordu. Pencereden dışarı baktığımda içim ürperdi birden. Bazı gölgeler görmüştüm sanki. Pelerinleri vardı ve çok hızlıydılar, oradan oraya kaçıyor bir görünüp bir kayboluyorlardı. Hemen perdeyi kapattım. Neyse, bir şey olsa söylerlerdi, diyerek yatağa geçtim uyumaya. Burada her şey çok farklıydı zaten sürekli bir şeyler oluyordu. Geçen gölgeler aklımdan çıkmıyordu. Belki bana öyle gelmiştir diye düşünmek istedim. Ama ne olur ne olmaz, diye düşünerek dışarı çıktım ve kutsal suya doğru yürüdüm. Kolyemi almak için suya eğildiğimde kolyelerimiz yoktu. Nasıl olur, ne olacak şimdi, diye söyleniyordum. Biraz sonra herkes başıma toplandı. “Bu kadarını beklemiyorduk” dedi Lider Parna. Bizim de harekete geçme zamanımız gelmişti. Bizleri etrafına toplayıp mahzen gibi bir yere götürdü. Şu andan itibaren çok daha düşünerek hareket etmelisiniz dedi. Duvarlarında yazıların ve işaretlerin olduğu bir alana geçtik. Yerler incecik tozlardan ibaretti. Kurşundan bir sandık duruyordu bir kenarda. Yanına yaklaşıp yavaşça açtı. Etrafa yoğun bir toz ve ağır bir koku yayıldı. En son 1500 yıl önce buna ihtiyaç olduğunu o zamandan beri hiç açılmadığını söyledi ve içinden kahverengi deri kaplı bir kitap çıkardı. “İşte herkesin peşinde olduğu, saklı kitap bu” dedi. “Bu Şehrin korunması ve böyle güzel olmasının altındaki sır bu kitap” dedi. Kitabın sayfalarını araladı, son sayfaya geldiğinde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bize baktı ve “Bu kitabın son sayfaları yok. Birileri uzun zaman önce çalmış olmalı. Zalon’un neye güvendiği belli oldu. Bu yüzden saldırılar arttı demek ki.” diye söylendi Parna. “Nasıl fark etmedik. Bu sayfalarda Olzen şehrinin bu zamanlarda yaşayacağı sıkıntılardan nasıl çıkacağı yazıyordu. Bu son sınavdı. Çocuklar, ancak siz kurtarabilirsiniz şehrimizi bu durumdan! Bunun için buradasınız.” dedi ve oraya bayıldı Lider Parna. Aşırı kurşun bileşenine maruz kalmıştı ve yaşlı vücudu daha fazla kaldıramadı. Kitabı hemen elinden aldım ve pançomun içine sakladım. Sandığı kapatıp hemen oradan çıktık. Koruyucu hemen Parna’yı sırtladı. Onu gölün yanına yatırıp elini yüzünü yıkadılar ama kendine gelemedi. Bir şeyler kokuttular, alnına beyaz özel boya sürdüler ama uyanmadı. Nefes alıyordu sadece.
Sabah olmak üzereydi. Elimde bir ateş topu vardı sanki. Arkadaşlarla toplanıp ne yapacağımıza karar vermeliydik. Fazla zamanımız kalmamıştı. 13 ile15 yaşları arasındaydık hepimiz. Önce bir lider seçmeliydik. Herkes o kadar korkmuştu ki zaten benden başka konuşan da yoktu. Evlerimize geri dönebilmemiz için, bu sayfaları bulmamız gerekiyordu. Üstelik artık bizi koruyan kolyelerimizde yoktu. Semra Teyze olsa ne yapacağımızı söylerdi, hala ortalıkta gözükmüyordu. Kitabı incelemeye başladık. Gerçekten de akşam hikâyede anlatıldığı gibi kitapta hepsi vardı. Ama son sayfalara doğru konu daha teknolojik bir hal alıyordu. Robot şekilleri, değişik figürler yıldız ve güneş simgeleri. Bildikleri ne olabilirdi ki bu kadar gizemli. Elimizde ise beş sen önce bize gösterilen kodlarla dolu bir harita ve birde bu kitap vardı. İkisi de aynı dönemde yazılmış olmalıydı ki benzerlikleri vardı. Lider Parna burada olsa bize açıklayabilirdi, belki de bize anlatmaya çalışıyordu. Parna’nın daha önce hep yanında duran kadın yanımıza yaklaştı ve kollarımıza, ellerimizin üstüne bazı simgeler çizmeye başladı. Bir yandan da bilmediğimiz dilde bir şeyler söylüyordu. Sonra yanıma gelip “Bunları sakın kaybetme, lazım olacak!” diyerek sekiz köşeli metal bir kutu verdi. Gözlerimin içine baktı ve konuşmaya başladı. “Fazla zamanınız yok bu işaretler size güç ve ışık olacak. Bunu bilen çok az insan var. Bu sözler zor zamanlarda hatırlanır sadece. Şimdi haritadaki karanlık diyara geçip bu sayfaları geri almanız gerekiyor. Kapıda fazla oyalanmayın, mümkün oldukça göz göze gelmeyin ve kimseyle konuşmayın. Ertesi sabah burada olmalısınız. Yoksa bir daha geriye hiçbir şey kalmaz.” dedi ve gitti. Bu sekiz köşeli metal kutuyu biraz incelediğimde üzerindeki yanıp sönen işaretleri fark ettim. Bazen de sayılar ve değişik harfe benzeyen şeyler oluşuyordu. Sanki, bu dünyaya ait değil gibiydi bu kutu.
Çantalarımıza biraz su ve yiyecek alarak daha fazla beklemeden yola çıktık. Koruyucular ise artık yoktu yanımızda, biz gelene kadar burayı ayakta tutmakla görevliydiler. Kamita’nın kolumuza çizdiği şekiller ve yaptığı duadan mıdır bilmem, bize büyük bir cesaret ve özgüven gelmişti. Sonuçta bizler seçilmiş kişilerdik ve yıllardır birçok konuda eğitimler alıp bu günler için hazırlanmıştık. Görevimizi tamamlayıp sağ salim Olzen şehrine geri dönecek ve sonrasında evlerimize gideceğimize inanıyorduk. Piramitlere doğru yürümeye başladık. “Karanlık Diyar” en büyük iki piramit arasında görünüyordu haritaya göre. Epey yaklaşmıştık ama ne yapacağımızı bilmiyorduk hâlâ. Dinlenmek için durduk biraz. Yere haritayı açtığımda tam ortada sekiz köşeli bir bölüm vardı. Hemen çantamdan çıkarıp metal kutuyu oraya yerleştirdim. Kutu, birden renk değiştirdi. Yeşil olmuştu. Üzerinde kolumuzdaki işaretlerle aynı şekiller vardı. Işıl ışıl parlıyordu. Çok heyecanlanmıştık. Birbirimize baktık, kimse ne olacağını kestiremiyordu. Etrafında ise haritada ki dört elemente ulaşan oklar çıkmıştı. Daha önce bu elementlerle eşleşen arkadaşlar, kutunun o oka denk gelen kısmına dokundular sırayla ve bu elementlerin formuna girdiler. Sanki her şey kendiliğinden oluyordu. Bilmediğimiz bir güç bize yardım ediyordu adeta… Devamı haftaya…


