29.2 C
İstanbul
Perşembe, Haz 13, 2024
okuryazarkitaplar
Image default
AkademiAnadoluAntik-AManşetSeyahatTarih

Antakya’nın Kadim Tarihini Ne Yazık ki Pek Bilmiyoruz

Cüneyt Yardımcı

Antakya'nın tarihi

Antakya’nın tarihi MÖ 5.000’lere kadar uzanır; evet yazı ile milattan önce beş bin!!!

Daha öncesini bilmiyoruz, ancak Tell-Açana höyüğündeki kazılar Kalkolitik Çağdan, yani MÖ 5000-4000 yıllarından itibaren yörenin yaşam alanı olduğuna işaret ediyor.

Bu nedenle Anadolu’nun olduğu kadar, dünyanın da en eski yerleşim merkezlerinden biri olarak kabul görür.

Tarihsel süreç boyunca o kadar çok sayıda kadim topluluğa ev sahipliği yapmış ki;

Hepsini toparlamaya kalkışacak olsak cilt cilt kitaplar ortaya çıkar.

Tarihe ilgi duymayan kişilerin bile ismen bildiği birçok büyük medeniyet, hep bu yöreyi mesken eylemiş.

Kayıtlara göre Akadlar ve Hititler ile başlayan serüvenin sonrasında bu coğrafyada kimler kimler yer almamış ki?

Mısırlılardan tutun, Sami-Aramiler, Asurlular ve Urartular, ardından Persler;

Büyük İskender’in Pers İmparatoru III. Darius’u ağır bir yenilgiye uğratması sonucunda Makedonlar;

Ardından uzunca bir süre Roma İmparatorluğu,

Akabinde Abbasiler, Tolunoğulları,

Sonrasında Bizans,

Ve,

Selçuklu,

Devamında ise Osmanlı İmparatorluğu,

Ve dahi,

7 Temmuz 1939 itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti…

İşte bu nedenle,

Antakya ve civarı, on binlerce yıllık kadim kültürler mozaiğinin bizlere mirasıdır!!!

Antakya’nın Tarihi ve Kenar Etkisinin İzleri

Bir önceki Kenar Etkisi başlıklı yazımda,

Yaşamın ve zenginliğin farklı ortamları birbirinden ayıran “kenarlarda” zenginleştiği ve çeşitlendiği gerçeğini paylaşmıştım.

Henüz okumamış olanlar buradan ulaşabilir.

İşte kadim Antakya’nın tarihi de bizlere kenar etkisinin en güzel örneklerinden birini sunuyor tüm cömertliği ile…

Bölge erken dönemde Amik Ovasında yerleşik beylikler olarak yapılanır,

Ardından Akadların, Yamhad Krallığının, Hititlerin, Mısırlıların ve sonra yine Hititlerin egemenliğine girer.

Hitit İmparatorluğu´nun MÖ 1200 yıllarında parçalanmasından sonra, Sami-Aramiler tarafından “Hattena” adıyla bir Geç Hitit Krallığı kurulur.

Hattena Krallığı MÖ 9. yüzyılda Asurluların, sonrasında ise Urartuların egemenliğine geçer.

Yöre MÖ 6. yüzyılın ortalarından itibaren ise Pers İmparatorluğuna bağlanır,

Büyük İskender’in MÖ 333 yılında Pers İmparatoru III. Darius’u ağır bir yenilgiye uğratması sonucunda,

Makedon hakimiyetine giren bölgeye Myriandros (bugünkü İskenderun) yerine Aleksadria adı verilmiştir.

Bu esnada,

Aleksadria‘yı (İskenderun), Mısır’da yer alan Alexandria (İskenderiye) ile karıştırmamak gerekir.

Ancak,

Ortak noktaları her iki şehrin isminin de Büyük İskender’e ithafen verilmiş olduğudur.

Büyük İskender’in MÖ 323 yılında ölümünden sonra, komutanlarından Seleucus I. Nicator iktidar mücadelesini kazanarak Seleukoslar dönemini başlatır.

MÖ 300 yılında Seleucia Pieria, ardından da Antiacheia (Antakya) kentleri kurulur.

Milada 64 yıl kala ise,

Antakya serbest şehir statüsü ile Roma İmparatorluğuna katılır ve imparatorluğun Suriye Eyaletinin başkenti olur.

Dosseman, CC BY-SA 4.0 , via Wikimedia Commons

Bu esnada,

Aleksadria‘yı (İskenderun), Mısır’da yer alan Alexandria (İskenderiye) ile karıştırmamak gerekir.

Ancak,

Ortak noktaları her iki şehrin isminin de Büyük İskender’e ithafen olduğudur.

Büyük İskender’in MÖ 323 yılında ölümünden sonra, komutanlarından Seleucus I. Nicator iktidar mücadelesini kazanarak Seleukoslar dönemini başlatır.

MÖ 300 yılında Seleucia Pieria, ardından da Antiacheia (Antakya) kentleri kurulur.

Milada 64 yıl kala ise,

Antakya serbest şehir statüsü ile Roma İmparatorluğuna katılır ve imparatorluğun Suriye Eyaletinin başkenti olur.

Antakya’nın Tarihi Aynı Zamanda Hristiyanlığın Tarihidir!!!

Antakya’nın tarihi aynı zamanda insanlık tarihindeki önemli bir olaya da şahitlik eder.

Hz. İsa’ya peygamberlik Kudüs’de inmiştir,

Ancak…

Antakya Hristiyanlığın Kudüs dışına yayıldığı ilk şehirdir!!!

Ve dahi,

Hz. İsa’ya tabii olanlara “Hristiyan” adı ilk defa Antakya’da verilmiştir!!!

Hz. İsa’nın MS 33 yılında vefatından sonra 35 ile 45 yılları arasında havari Peter, Barnabas ve Pavlos Antakya’ya gelerek,

Bu yeni dini ilk kez burada evrensel bir din haline getirirler.

Hatta,

Havarilerin Hz. İsa’nın öğretisini anlatmalarının sonucunda ilk kez Antakya’da pagan inancından Hristiyanlığa geçen bir topluluk oluştu.

Bu dönemde Antakya Roma İmparatorluğuna bağlı dini, kültürel ve askeri bir merkez olması hasebiyle,

Hristiyanlık buradan Roma dünyasına kolaylıkla yayıldı.

Kuran-ı Kerim’de Yasin Suresinde Antakya “Karye” ve “Şehir” olarak geçmektedir.

Bu surede ilk önce iki elçinin gönderildiği daha sonra ise üçüncü elçinin bu elçilere destek olmak için şehre geldiğinde,

Şehrin kenarından gelen kişinin “Kavmim siz neden bu elçilere uymuyorsunuz?” dediğinden dolayı şehit edildiği yazmaktadır.

Havarilerin Antakya’da Hristiyanlığı şekillendirdikleri zamandaki olay ile Yasin suresindeki Habib-i Neccar kıssasındaki olay birbiri ile tutarlıdır.

Habib-i Neccar

Dosseman, CC BY-SA 4.0 , via Wikimedia Commons

Antakya merkezde yer alan Habibi Neccar camii avlusunda,

Hz. İsa’nın havarilerinden Yuhanna (Yahya), Pavlos (Yunus) ve Simon Petros (Şem’un Safa) ile,

Bu kişilere ilk inanan Antakyalı marangoz Habib-i Neccar’a ait mezarlar da bulunmaktadır.

Anadolu’daki ilk camii,

Dünyada Hz İsa’nın havarilerinin mezarlarının bulunduğu tek camii,

Ve,

İlk inanan Hristiyanlardan birisinin adı olan Habib-i Neccar’ın adını taşıyan bu kadim mabet de ne yazık ki son depremle birlikte yerle yeksan oldu…

Antakya ‘nın İslamiyet ile Buluşması

Hem kadim hem de jeopolitik olarak stratejik bir şehir olan Antakya’nın tarihi fetih mücadeleleriyle geçsek pek de abartı olmaz. 

Antakya, Hz Ebubekir ve Hz Ömer’in halifelik dönemlerinde İslam Orduları kumandanı olarak görev yapan Ebu Ubeyde İbn’ül Cerrah tarafından 638 yılında feth oldu.

Emeviler döneminde (661-750) Antakya Halep’e bağlıdır;

Ancak sonrasında Hatay bölgesi Abbasiler, Tolunoğulları ve İskitler’in eline geçer.

Tarihler 944 yılını gösterirken Kuzey Suriye’de Antakya’yı da içine alan Hamdanoğulları Devleti sahneye çıkar.

Ancak yirmi yıl kadar sonra Hamdaniler ile Bizanslılar arasında şiddetli çatışmalar başlar,

Ve,

Sonunda Antakya Bizans kuşatmasına ancak 969 yılına kadar dayanabilir.

Bu Esnada…

Doğudaki Selçuklu varlığının etkisiyle 9 – 10. yüzyıllar itibarıyla Antakya ve civarına çok sayıda Türk nüfusu yerleşmeye başlar.

Sultan Melikşah döneminde (1072-1092), Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1074 yılında önce Halep’i,

Daha sonra Antakya’yı kuşatır.

Lakin,

Vali İsaakios Komnenos 20.000 altın karşılığında barış yaparak kuşatmayı kaldırtır.

1084 yılında Antakya Askeri Valisi Philaretes Urfa’ya gidince kötü yönetim ve baskıdan bıkan halk bunu fırsat bilip İznik’de bulunan Süleyman Bey’i kente davet eder.

Bunun üzerine Kuzey Suriye’ye bir sefer düzenleyen Kutalmışoğlu Süleyman Bey 12 Aralık 1084 tarihinde Antakya’ ya girer.

Süleyman Bey, Selçuklu hükümdarı Sultan Melikşah’ın kardeşi Dımışk Meliki Sultan Tutuş ile Halep yakınında yapılan savaşı kaybeder ve ölür.

Böylece,

Antakya Selçuklu Meliki Sultan Tutuş’un hâkimiyetine girer.

Akabinde ise,

Anadolu’ dan Çukurova’ ya gelerek İskenderun’u alan Haçlı orduları, 21 Ekim 1097 ’de Antakya’yı kuşatır,

Ve,

1098’de Antakya Haçlı Orduları tarafından zapt edilir.

Antakya’ya Haçlı Ordularının Girişi

Birinci ve ikinci Haçlı seferleri sırasında Suriye’nin Bizanslıların elinden çıkması üzerine,

Bölge Müslüman Beylikler ile Latinler arasında paylaşılır.

Devamında ise Antakya’da Kudüs’ e bağlı olan Dükalık (Antakya Prensliği veya Antakya Kontluğu) kurulur.

Antakya Prensliğinin 171 yıllık hakimiyeti ise Baybars komutasındaki Memluk ordusunun zaferi ile sona erer.

Baybars’ ın hükümdarlığı zamanında bölgeye Avşar ve Bayat boyları başta olmak üzere Türkmenlerin yoğun göç ve yerleşimleri gözlenir.

Antakya’nın Tarihi Osmanlısız Olmaz

Antakya ve çevresi 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’ in Mısır seferi sırasında Osmanlı hâkimiyetine girer,

Ve,

Üç yüz yıl Osmanlı egemenliğinde kalır.

Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Osmanlı ordusu ile 28 Temmuz 1832 günü Belen Boğazında (Belen Geçidi) yaptığı savaşı kazanır ve bölgenin hakimi olur.

Ancak,

Osmanlı orduları 1839’da bölgeyi Halep’e kadar geri alır.

Hatay Devleti ve Hatay Cumhuriyeti Bayrağı

A. Özgür Erdemli, CC BY-SA 3.0 , via Wikimedia Commons

Birinci Dünya Savaşından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 18 yıl Fransızların egemenliğinde kalmış,

Ve,

2 Eylül 1938′de İskenderun sancağı bağımsızlığını ilan ederek Hatay Devleti kurulmuştur.

Yaklaşık bir yıl kadar Bağımsız Hatay Cumhuriyeti idare edilen bölge,

29 Haziran 1939 günü devletin yasama organı olan Hatay Devleti Millet Meclisinin aldığı karar gereği Türkiye’ye katılarak Hatay ili olmuştur.

Bu esnada,

Hatay Cumhuriyeti Bayrağı ‘nı Atatürk tasarlamıştır. 

Ve,

Türk Bayrağı ile Hatay Cumhuriyeti Bayrağı arasındaki tek fark beyaz yıldızın ortasının kırmızı olmasıdır. 

Gerçi beyaz yıldızın ortasına kırmızı kumaş sadece iğne iplik ile tutturulmuştu,

Ve pek tabii bunun bir sebebi vardı…

Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı alınıp Türk Bayrağı göndere çekileceği zaman,

Hatay Cumhuriyeti Bayrağı üzerindeki kırmızı kumaştan iplik çekilmek suretiyle direkt olarak Türk Bayrağı olmuştur!!!

Büyük Atatürk;

Her hareketi planlı, programlı ve zeka dolu…

Hatay Cumhuriyeti Milli Marşı

Hatay Cumhuriyeti Milli Marşı

Antakya, İskenderun Türk’ün iki kızıdır,

Bayrağında biri ay biri de yıldızıdır,

Yurttan uzan illerde ağlıyor bu yavrular,

Türk’ ün tunçtan bağrında bu en büyük sızıdır.

Bu sızıyı sevince çevirmeyi Türk bildi,

Şahlanarak önüne ne geldiyse devirdi,

Gözünüzün yaşını silin ey Hataylılar,

Türk’ün tunçtan ordusu, seninle coştu geldi…

Son Söz…

Eğer sabredip bu satırlara kadar gelebildiyseniz….

Sizden yazının başlangıcında yer alan “kenar etkisi” fenomenini bir kere daha okumanızı rica ediyorum.

Binlerce yıl boyunca kenar etkisi ile bu kadar yoğun irtibatta olan bir coğrafyada,

Böylesine kadim, böylesine köklü, böylesine sevgi – saygı – anlayışa dayalı bir kültürün gelişmemesi mümkün olabilir miydi?

Ve,

6 Şubat 2023…

Büyük, çok büyük, tarifsiz acıların yaşandığı bir kara gün olarak tarih sayfalarında  olarak yerini aldı.

On binlerce canımızı toprağa verdik,

Milyonlarcasının ocağına ateş düştü,

Ve hepimiz madden, manen, fiziksel ve ruhsal olarak derin, çok derin yaralar aldık.

Kaybettiğimiz canları, acılarımızı ve bunun sorumluları her kimse ise hiçbirini unutmamalıyız.

Bir de Tarihimizi Unutmamalıyız…

Çünkü tarih dediğimiz kavram sadece olmuş – bitmişi göstermez bize;

Geçmiş, gelecek içindir!!!

Tarih sadece olaylar ve rakamlardan oluşan bir istatistiki bilgi değildir.

Bilakis tarih;

Binlerce yıllık süreç içerisinde biriktirdiğimiz öğretilerimiz,

Kültürümüz,

Örf – adetlerimiz,

Bilgi – birikim ve anlayışımız,

Olayları ve süreçleri anlayabilmemiz, yorumlayabilmemiz için en önemli ve güvenilir kaynağımızdır.

İşte bu nedenle,

Kadim tarihimizi de asla ve kat’a unutmamalıyız;

Bizden sonra gelecek nesillere aktarıp, onların da unutmasının önüne geçmeliyiz…

Kaynak: https://cuneytyardimci.com/kadim-antakyanin-tarihi-yeterince-bilinmiyor/

İlgili Haberler

Antik Dünyanın Kehanetleri…

okuryazarkitaplar

Kurban Psikolojisi

Kübra Kaya

Ölümüne Seven Kadın Alkestis

Kardelen Oğlakçıoğlu

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...